Eki 042008
 

Kitapları büyük yapan başyapıt yapan genelde yazarlarıdır, onların kitabı nasıl yazdıklarıdır yani üsluplarıdır. Ama bu öyle bir kitap ki okunma sebebi bence tamamen konusu, daha doğrusu başlığıdır yani Nietzsche.

Benimde kitabı alıp okuma sebebim de kesinlikle başlığıydı, çünkü ben bir nietzsche haynaıyım ve onun adının geçtiği her şeyi okuma gibi baş belası bir hisse sahibim. Bir diğer okuma sebebim ise daha önce de bahsetmiş olabileceğim gibi psikolojik romanlara olan ilgim. Bu arada irvin d. yalomun psikiyatri profesörü olduğunu söylemeliyim. İşte bu sebebler gidip bu kitabı almama zemin hazırladı ve aldım.

Kitabı alma hikayem de bir o kadar ilginç aslında. Kitabı bir çok yerden sordum ve fiyatının her yerde aynı olduğunu öğrendim. Tam 22 ytl. Öğrenci olduysanız bu parayı bir kitaba vermenin zor olduğunu bilirsiniz. Ama benim gibi gereksiz bir vicdan sahibiyseniz korsan kitap da alamazsınız.

Neyse bir gün bir kitapçıdas bandrollü kitabı 5 ytl ye buldum. Basımında hatalar vardı ama baskı hatasıdır diye geçtim. Ama daha sonra kitabın korsan olduğunu öğrendim, okuyup aradan 2 ay geçtikten sonra. Sonuç; bandrole dahi güvenmeyin adamlar aynısını yapıyor :D

Konuya dönelim; kitabın konusu nietzsche ve onun ümitsizliği. Onun aşık olduğu kadın salome ve bir doktor olan breuer. Ara sıra kitapta psikanalizin kurucusu olan sayın freud da geçiyor.

Breuer salomenin ricasıyla nietscheyi tedavi etmeye çalışıyor ama bunu yapabilmesi için de nietscheyi ikna etmesi gerekmektedir. Bu arada kendi hastalığının da farkında değildir. Bu iki adam kitap boyunca birbirinin psikolojik sorunlarını ve nietschenin o dayanılmaz başağrılaını iyileştirmeye çalışırlar.

Mutlaka okunulması gereken bir kitap ve benim daha sonra açmayı planladığım en iyi psikolojik roman listesindeki ilk sıranın sahibidir.

Bu arada bu irvin d. yalom daki d. nin ne olduğunu bilen var mı :D

Eyl 252008
 

Eylül Mehmet Rauf tarafından yazılmış ve Türkiyedeki ilk psikolojik roman diye geçiyor. Benim bu kitabı okuma sebebimdi aynı zamanda. Yani sırf psikolojik romanları sevdiğim için bu kitabı okudum ama benim şanssızlığım bu kitabı Dostoyevski gibi bu türün üstadlarını okuduktan sonra okumuş olmam. Dolayısıyla okuduğum kitapta insan ve psikoloji hakkında aklımda hiç birşey kalmadı.

Aklımda ne mi kaldı?  Fransız kültürü hayranlığını edebiyatına yansıtmış, Türk kültürü ve yaşam tarzına tamamen aykırı bir kitap. Ziya Gökalpin bir önerisi vardı zamanında. Diyor ki biz bu dönemde fransızları değil de ingilizleri örnek alsaydık durumumuz çok farklı olurdu. Çünkü ingiliz toplumu ahlak, kapalılık ve namus erdem gibi konularda Türk toplumuna fransızlardan çok daha yakındır. Eğer edebyatta onları örnek alsaydık yaşam tarzı olarak bu kadar bozulma yaşamazdık. Blim ve teknikte de çok daha ilerde olurduk diyor.

Keşke bunu hangi kitabında olduğunu hatırlayabilsem ama malesef hatırlayamıyorum o yüzden merak ediyorsanız ziya gökalpin tüm kitaplarını okumak zorundasınız.

Konumuzla alakasına gelince, dediğim gibi konu türk kültürü, namus ve fransız usulü aşk. Bu kitabı okurken bir türk yazarı değil de balzac okuyormuş gibi hissettim kendimi. Konu oldukça bayat ve Balzacın Vadideki Zambağına o kadar benziyordu ki, evli bir kadın ve o kadına aşık genç ve yakışıklı bir adam. Sonuç evlilik dışı ilişkiye özendiren ahlak dışı bir kitap. Sonu bile aynıydı. Ama tek farkı edebiyat yapmaktan yoksun yazarımız sonun bayat ve basit bir demagoji ile bitirmiş ve zaten ucuz olan ypıtı daha da ucuzlatmış.

Bu kitaba notum kesinlikle eksi ama türünün ilk örneği olması dolayısı ile çok da acımasız omamak gerekiyor. Sonuçta adam cesaret edip bir işi tamamlamış. Keşke cesareti bu adam kadar olan ortalama bir toplumumuz olsa, yazmaktan üretmekten korkmayan…