Eki 132008
 

İzediğin bir filmden bir şekilde etkilenmiş olmanız normal, zaten film izlemekteki amacımız bu değil mi? Oturup ağladığımız filmler olmuştur ya da gülmekten kırıldığımız, korkudan donmuzua etmesek bile titrediğimiz de olmuştur yada geril geril gerildiğimiz. Ama bunlar anlık etkilerdir. Ama insanın hayatının geri kalanını etkileyen filmler vardır ve sayısı çok da fazla değildir.

Peki hangi filmlerdir bunlar? Valla film kültürüm çok fazla geniş değil ama bu soruya verilecek cevap da çok zor değil. Aklıma ilk gelen film Fight Club yani Dövüş Kulübüdür.

Bu filmin felsefesini hayat felsefesi yapıp, aldığı paraları bir günde bitiren ve gerikalan 39 günü aç geçiren insanlara şahit oldum. Yine bu film yüzünden sokağın ortasında hiç gerek yokken bizzat yumruk yumruğa kavga ettim ve karşıdakini bu saçma şey için suçladığımda  fight club felsefesini anlamadığım için suçlandım. Ve daha neler neler…

Peki nedir bu dövüş kulübü filmini bu kadar etkili kılan. Get up stand up dont give up the fight olark özetleyebilirmiyiz, ya da hergün hayatımıza gereksiz ihtiyaçlar sokan ve bizi tüketim canavarına dönüştüren kapitalizme karşı olan tepkisi mi. Ben filmi sadece edward nortonu kendime yakın olduğum için sevdim. Diğerleri ise kendilerinde olmayanın bradd pitt de olduğu için sevmişlerdir büyük ihtimal.

Ama film en çok insana kendini önemli hissettirdiği için sevilmiştir. Dünyada ben merkezli yaaşamanın ve başkalarının söylediklerini kafaya takmamanın dayanılmaz rahatlığını hisettirdiği için de sevilmiş olabilir.

Ama bir film insan hayatını bu derece nasıl etkilkeyebilir. Sizin hayatınızı etkileyen böyle bir film var mı?

Eki 012008
 

Sinema dünyasında moda olmuş bu aralar. Hep işin kolayına kaçmaya başladılar. Sanırım senaryoyu yazarken sonunu düşünmeden başlıyorlar işe. Sonuna geldiklerinde tıkanıp, acaba nasıl bitirsek diye düşünüyorlar. Akıllarına daha önce çok tutulan bir film geliyor ve hemen bir şaşırtmaca uyfurup, olayı çift kişilikli bir sapığa bağlıyorlar.

Bu özelliğe uygun en son izlediğim film High Tension, yüksek tansiyon. Arkadaşın biri bu filmi öve öve bitiremedi. Ben de torrent den indirip seyrettim. Film boyunca içi boş bir şiddetten başşka bişe yok. İster istemez sonunu merak ettim nasıl bitecek diye. Sonunda tüm bu cinayetleri işleyenin başkarakterin olması bana oha dedirtti işin açığı. Aslında daha filmin ilk sahnesinde ipucu verilmiş, kız bir rüya görüyor ve kendisini kovaladığından bahsediyor.

İşin açığı bu çift kişilikli filmler artık baymaya başladı. Elbette eskiden güzel örnekleri vardı ama hepsinde de bir mantık hatası ya da bir boşluk vardı. Zaten olmaması imkansız, ama bunlardan farklı olarak içerikte verilmek istenen bir mesaj, bir felsefe vardı.

The Idendity (Kimlik): Sanırım bu türün ilk örneğiydi. En azından benim izlediklerim arasında ilkti. Burada kişilik sayısında iyice bir abartı var, sekizmiydi neydi. İzlediğim en iyi filmlerden biri olmasına rağmen halen aklımda soru işaretleri var. Yüksek tansiyondan farkı neydi peki? İçi boş saçma bir şiddet yoktu. Olaylar daha zekice ve komplike şejilde kurgulanmıştı. Tekdüze bir akıcılık yoktu.

Fight Club (Dövüş Kulübü): Bu türde en başarılı film bence ve sanırım herkesce. Zaten kült olmuş bir film.  Peki bu filmi başarılı kılan ve yüksek tansiyonda olmayan neydi? Felsefe. Filmin vermek istediği ve vermeyi başardığı mesaj vardı. Ben hayat felsefesini bu film üzerine kurmuş bir sürü insan tanıyorum. Üniversitede aldığı harçlıkları bir günde harcayıp geiye kalan 29 gün aç gezen arkadaşlarım vardı. ( Mesajlar herkes tarafından farklı algılanabilir :D ).

Secret Window (Gizli Pencere): Dört sene evvel ilediğim filmdi ve yine bu türün sevdiğim örneklerinden biriydi. Bu türe yönelik filmler aslına bakarsanız gizli pencere filmiyle sona ermeliydi. Bu konu çok tutuldu ve üzerine fazla gidildi.

Saydığım bu üç filmi arşivinizde yoksa bulmalı izlemediyseniz izlemelisiniz. Bu konudaki die filmleri de pek tanıyasın gelmiyor. Yüksek tansiyon filmini de alternatifiniz olduğu sürece tavsiye etmiyorum. Başka izleyecek film bulamadıysanız o zaman başka.