Ara 252008
 

Dün ermenilerden özür dileme ile ilgili bir yazı yazmıştım. Konuyla fazla ilgili olmadığım için oldukça kısa bir yazı olmuştu. Bugün vatanbir.org dan Emre arkadaşımız bana Atatürk’ün azınlıklarla ilgili görüşlerini açıklayan bir konuşmasını gönderdi. Bugünlerde hortlayan azınlık sorunlarına Atatürk ta o zamandan cevabı vermiş. İşte Atatürkün İsmet İnönü ile yaptığı o konuşma:

Ne Mutlu Türküm Diyene

Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü’nde Atatürk’ü ziyaret etmiş:

- Hayırdır İsmet… Habersiz geldin.

- Paşam, azınlıklar meselesi… Konuyu Meclis’e getireceğiz… Ne diyorsunuz?

- İsmet bugün geç oldu… Yarın sabah erkenden gel, konuşalım.

İnönü çıkınca Atatürk “bütün görevlileri” toplamış:
- Sadece laleler kalsın… Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın… Derhal.

İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin “halini” görmüş ve “görevlilere” sormuş:
- Ne oldu böyle?

- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük.

Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk’ün odasına girmiş:
- Paşam, bahçenin durumu nedir?

- Azınlıkları söküp attım İsmet.
İnönü “anladım” dercesine başını öne eğmiş:
Atatürk:
- İsmet, ben “Ne Mutlu Türküm Diyene”
sözünü boş yere söylemedim… Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı… Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin… Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın.

“Bunları” dün bize Ateş Ünal Erzen anlattı. “İnan Kıraç’tan dinledim” dedi. Belediye Başkanı Erzen, Ermenilerin “Sevgi Sofrası” adını verdiği kutlamalarda bu “olayı” anlatmış. Dinleyenler ağlamaya başlamışlar.

Ateş Ünal Erzen gittikten sonra İnan Kıraç’la konuştuk. “Evet, doğru” dedi.
İnan Kıraç’ın babası Ali Numan Kıraç “Atatürk’ün 6 yıl Amerika’da okuttuğu, Türkiye’nin ilk ziraat mühendisi.” Atatürk onu “Atatürk Orman Çiftliği’ne müdür yapmış.” “Anlattığımız olay”, İnan Kıraç’ın bizzat babasından dinlediği bir olay.

Büyük Atatürk’ün “verdiği dersi” bugün hâlâ anlayamayanların olması ne kadar acı.

Neyse “vesile” oldu, İnan Kıraç’la “Atatürk’ü ve babası Ali Numan Kıraç’ı” saygıyla andık.

Sonuç: Bu ülkede yaşayan ve Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandşıyım diyebilen herkes eşit haklara sahiptpr. Aksini idda eden herkes de bence dağdakilerin gördüğü muameleyi görmeli. Çünkü bu ülkenin hiçbir ayrılıkçı harekete tahammülü yoktur.

Not: Bu arada İsmet inönüyü yaptığı ve yapmadığı tüm hizmetler dolayısıyla anıyor ve dünyadayken arzu ettiği yeri bulmuş olma temennisinde bulunuyoruz.

Kas 272008
 

Geçenlerde Mustafa adlı belgeseli izlemeye gittiğimizi anlatmıştım. Belgeselde Atatükün yüzlerce resmi ve videosu vardı ve bu resimlerin içinde sadece birkaçında gülüyordu. O da 42 yaşlarındayken Latife hanımla nişanlanmış ve onla birlikteyken geçirdiği dakikalardaydı.

Yanımdaki arkadaş bu sahneyi görünce kahkayı bastı. Çünkü Atatürkü o halde gülerken hiç görmemişti ve bu ona tuhaf gelmişti. Ve sonra Atatürkün Latife Hanımdan boşanmasının ardından söylediği şu sözler kadınlar hakkında düşünülenleri pekiştiriyordu: “Koskoca bir orduyu, milleti yönettim, bir kadını idare edemedim.”

Artık şu yargıdan eminim; bir erkeği sadece bir kadın güldürebilir ve sadece bir kadın gerçekten ağlatabilir.

Kas 132008
 

Dün aylarca süren bir monotonluğu bozdum ve şehir dışına, adanaya, gittim. Arkadaşın biriyle sinemaya gidelim dedik ve zevkimize uygun olmayan filmlerin içinden Mustafayı, yani bir belgeseli seçtik. Atatütk hakkında çekilmiş belgesellerden biri olan Mustafa ya pek de kapsamlı diyemicem. Oldukça yüzeysel kalmış bu belgeseli Orhan Pamukun kitaplarına benzetmek çok kolay, yanlı ve spekülatif.

Film, Atatürkün herkes tarafından bilinen yönleri ile başlıyor ve bu yönleri çok yüzeysel geçiyor. Ama amaçladığı, tartışma yartmayı hedeflediği yönlerini sıkça vurguluyor. Bu, Atatürkün din hakkındaki görüşleri. Bence çok açık şekilde de kanıtlanıyor bu görüşler. Yani bu filmin yazarları, senaristleri görüşlerini kanıtlıyorlar ve bence de haklılar.

Ama adamların hissettirmeyi ve iletmeyi başardığı bir mesaj daha varki bence de asıl olan odur; ” Atatürk’ün de bir insan olduğu”. Atatürk, iyi bir önder, asker, bazılarının deyişiyle despot olabilir ama asıl olan onun da bizim gibi insan olduğu ve hata yapabileceğidir. Sözüm Atatürkü putlaştıranlaradır.

Sonuç, Atatürk de bizim gibi insandı ve onda bizde olmayan öngörü ve başarılı olabiileceğine dair bitmez tükenmez bir inanç vardı. Başarısızlıkları onu yıldırmadı ve sonunda da istediğini elde etti. Elbette bunun getirdiği sonuçlar da vardı. Son dönemlerinde başbaşa kaldığı o dayanılmaz yalnızlık gibi. Ama Atatürk bütün bunları bir insan olarak başardı.

Fatih Sultan Mehmet ile ilgili olarak gençlere söylenegelmiş bir söz vardır; “Fatihin İstanbulu feth ettiği yaştasın”.  Bizde eksik olan, Atatürk ve Fatih de fazlasıyla bulunan şey vizyondur. Onu elde etmeyi başaran kişi bir yer fethetmese de devlet kurmasa da birşeyler başarabilir. Gönüllerde bir yer kazanabilir.