May 262009
 

Düzenlediğimiz bir anketten yola çıkarak Kozanda az da olsa blogcu olduğunu görüyoruz. Peki nerdesiniz?

Anketi düzenlerken çok fazla beklentimiz yoktu. Kozandan yüzlerce blogcunun çıkmasını beklemiyoruz ama olanların sayısını da bilmek istiyoruz. Bu arada da yeni blogcular kazandırmak istiyoruz. İşte anketimizin amacı bu.

Öncelikle anketimizin, devam etmekte, sonucunu değerlendirmek lazım. Şu an itibarıyla katılanlardan 6 adet blogcumuz var,  üçünün blogu yok ve iki kişi de blog kelimesi ile kişisel kavgalarını veriyor anlamını çözmeye çalışıyor. Önce bilmeyenler için kısa bir tanım yapalım:

Blog, ingilizce weblog kelimesinin kısaltılmışı olup Türkçede web günlüğü, günlük, günce gibikarşılıklar buılmuştur. İçinizde normal günlük tutan vardır, bu günlüğün herkes tarafından okunanını ve internette yayınlananını düşünün. İşte blog bu…

Gelgelelim Türkiye ve dünyadaki yer ve önemine. Bloglar tamamen kişisel sayfalar oldukları için halkın direk ilgi inanç ve ihtiyaçlarını yansıtır. Dolayısıyla pazarlama alanından tutun habercilik, siyaset, tarih her alanda kendisini hissettirmiş ve dünyada önemli yankılar uyandırmıştır.

Kullanıcılarına ücretsiz blog veren blogger sitesi milyar dolara google şirketine satılmıştır. Dünyada blogu vasıtasıyla sesini duyuran ünlü olan yüzlerce insan vardır. Hatta bu işi meslek haline getirip şirketler kuran, bilgisayar başından blog tutarak evini geçindiren milyonlarca insan vardır.

Bunlar işin ileri safhası tabii. Uzun zaman içinde oluşmuş doğal sonuçlar. Ama blogun gerçek amacı kendini ifade etmektir. Bu yüzden blogcu olmak sanatçılıkla eş anlamlıdır benim için. Blşogcu olabilmek için bir insanın bir çok özelliği kendinde barındırası gerekir.

O yüzden sevgili kozanlı blogcular, tüm Türkiyede örnekleri olduğu gibi, Kozanda da toplanalım,- tanışalım ve bu işi kollektif bir safhaya taşıyalım diyoruz. Görüşlerimize katılıyorsanız lütfen iletişime geçin. Saygılar, sevgiler.

May 252009
 

Chp nin eksiği yok aksine iki fazlası var: Deniz Baykal ve İşbankasında olan hisseleri. Çünkü bu parti artık halk parisi olmaktan çıkmış. Belirli elit dediğimiz bir zümreyi temsil ediyor bu yüzden de yılardır iktidara hasret. İşbankası hisselerine el koyulmalı, devlet yardımı kesilmeli ki halkın ne durumda olduğunu iyice kavrasınlar ve onu temsil edebilsinler.

May 252009
 

Bugün biraz siyaset günümdeyim o yüzden artarda iki parti hakkındaki görüşlerimi yazmak istiyorum. Birincisi başlıktan anlaşılacağı gibi mhp diğeri ise halkın partisi(?) chp.

Mhp den başlayalım, anadolu halkının nerdeyse tamamının doğu hariç, ideolojik yapısını temsil ettiği halde neden senelerdir iktidara gelemiyor. Neleri yanlış yaptı, neleri eksik yaptı da anadoluda kaleleri olarak gördüğü şehirleri bile kaybetti?

Birinci sebeb bence tek yönlü politika izlemeleri. Daha doğrusu tek boyutlu desek daha doğru. Nedir bu boyut, terör sorunu. Mhp bu konuda kein çizgilere sahip, güzel, köklü çözüm önerileri var, o da güzel, falan filan… Ama mhp, yi sadece şehit verdiğimiz zamanlarda görüyoruz siyaset sahnesinde ve başka hiçbir alanda göremiyoruz. Bu memleketin tek sorunu terör değilki. Örneğin ekonomi.

Bir anı anlatayım, kırşehirde zamanında kırşehir il başkanlığı da yapmış bir şahısla aşırı solcu bir şahıs, ikisi de çiftçi, çiftçilerin geleceği konusunda tartışıyorlar. İkisi de her konuda çelişiyor ama bir tek konuda hemfikirler: Çiftçiler için en doğru adımları chp atabilir. Bunu söyleyen adam mhp nin ankara ve kırşehir teşkilatlarında en yüksek kademelre çıkmış biri.

O zaman, şu soruyu haklı olarak sorabilirim: Mhp nin kendi içindeki yöneticiler dahi bu partinin ekonomik ve sosyal alanda iş yapamayacağını düşünürse halk neden inansın bu partiye, neden güvensin?

İkinci konu, dışardan bakan biri olarak, mhp denince aklım hep eli bıçaklı, sopalı, siyah takım elbise giyen, kaba konuşan insanlar gelir. Çünkü benim gördüğüm mhpliler hep öyleydi. Yani anlicanız halk içinde temsil konusunda da sorunlar var.
Az okuyorlar ve inandıkları ideolojinin temellerini bile tam bilmiyorlar.
Bu kadarla bitmiyor elbet; yönetici kadroya bir güvensizlik söz konusu. En başta devlet bahçeli olmak üzere yöneticilerin hepsi halkın güvenini kaybetmiş durumda.

May 252009
 

Yaklaşık 4 senedir Kozanda yaşamıyordum ve bu sene kendimi tekrar Kozanda buldum. Değiştiğini gördüğüm şeyler vardı ama hiç değişmemiş özelliklerde.

Evet, Kazım Özgan seçildiğinde ben gitmiştim. Kozanda bir çok eksik vardı şüphesiz ama bunlar benim pek de umrumda değildi benim düşüncelerim 4 sene yaşayacağım şehir üstüneydi. Ama 4 sene sonra geri döndüğümde değiştiğini gördüğüm ve beni memnun eden şeyler vardı. Neydi bunlar?

Öncelikle, aşağı çarşı. Buranın inşaat halini hatırlıyorum ve sonucunda neye benzeyeceğini çok merak ediyordum. Sonuçlar beni gerçekten memnun etti. Mekanların tarihi dokusu tekrar ortaya çıkmış, eski püskü dükkanlar bir güzelliğe bir düzene kavuşmuştu. Bu sokaklarda yürürken kendimi gerçekten değişik bir yerlerde hissederim. Bu yüzden Kazım beye teşekkür etmemek ayıp olur.

İkincisi, kozanlı gençlerin en çok uğradığı yerlerden biri olan Halk Eğitim Merkezinin ordaki basketbol sahası. Lisedeyken günümün yarısını orada geçirirdim ve oradaki gençlerin spor yapmaya çalışırken neler yaşadığını çok iyi bilirim. Delik deşik asvalt, patlamış borular dan çıkan pis sular, pis kokular, silinmiş çizgiler, kırılmış potalar ve en önemlisi eksik ışıklandırma. Burası Mehmet Açıkgöz tarafından yapılmış ve yapıldıkan sonra da kaderine terkedilmişti. Bu durumu sevgili dostum Ahmet Şahin ile gördük ve imza toplayarak belediyeye bildirdik. Sonuç şaşırtıcıydı, ağaçlandırma ve banklar hariç diğer tüm isteklerimiz bir buçuk- iki ay içerisinde yapılmıştı.

Burası ile ilgili bir diğer projemiz de “Geleneksel Sokak Basketbolu Turnuvasını” başlatmaktı. Bu konuda bizzat Kazım Beyden yardım isteyecektik. Ama herbirimiz bir yere gittiğimiz için bu işe bir türlü başlayamadık. Ama bir ara kozana geldiğimde, o da ne, bu iş organize edilmişti ve işin altında yine belediyenin imzası vardı. Bir teşekkür daha.

Adı Kaldırım Kazıma çıkmış biri olarak yaptığı kaldırımlardan bahsemeye gerek var mı bilmem ama ben bahsedeceğim. Geldiği günden beri Kozanın Çehresi olumlu yönde değişti. Parklar, kaldırımlar çok güzel hal almaya başladı.Tarihi alanlar tekrar canlanmış, piknik alanları düzenlenmiş. Kozanda gerçekten güzel şeyler olmuş doğrusu. Ama o da ne?

Güzel gitmeyen şeyler de var. Alt yapı. Malesef her yağmur yağdığında Kozan baraj gölüne dönüşüyor. Üstelik bunun olması için de öyle ahım şahım bir yağmura gerek yok. Küçük bir çilenti yetiyor. Bunu emaille Başkana belirttiğimde cevap çok politik: “Dönemimizde 90 bin metrekarelik kanalizasyon projesinin 75 bin metrekarelik kısmı tamamlanmıştır.

Bunu emaille Başkana belirttiğimde cevap çok politik: “Dönemimizde 90 bin metrekarelik kanalizasyon projesinin 75 bin metrekarelik kısmı tamamlanmıştır. Bundan halihazırdaki projenin tamamlanmaya çalışıldığını anlyorum ama bu herşeyin yeterli olduğu anlamına gelmiyor. Demekki yeni projeler, demekki daha çok çalışmak gerekiyor. Benim cevabım, Sayın Başkan, kozanda 4 mevsim yaşanıyor. Görüünüşe öre sadece bahar ve yaz aylarını ve sadece göz zevkini düşünerek projeler geliştiriyorsunuz. Ama Allahın yarattığı bir kış mevsimi var ki… Yağmur yağdığında sokaklarda yürüyemiyor, karşıdan karşıya geçemiyorsunuz. Amacınız Kozanı venedik yapmaksa, bari bir kaç kondol koyun, yok değilse lütfen şu yollara bir kaç kanal kazdırın. Herşeye rağmen teşekkürler Başkan, Emeğine Sağlık.

May 252009
 

Akp seçimde birinci parti olarak çıktı. Kozan’da da kazandı bir çok büyük ilde ve ilçe de olduğu gibi. Ama 2004 seçimlerine göre oyları düştü ve büyük yara aldı. Peki bunların sebebi ne olabilir?

Bunun birinci sebebinin ekonomik kriz olması olası ama krizlere alışık Türk Halkı için yeterli bir sebeb değil. Daha başka sebebler olmalı bu düşüş için.

Bence sebebi şu, halktan aldıkları gücü halka karşı kullanır oldular. Halk bunları halkı düşünüyor diye seçti ama son seçimden sonra bunlar havaya ve kendini seçen halkı aşağılamaya, küçümsemeye başladılar. Vatandaşın dertleriyla alay etmeye, onları suçlamaya başladılar. Bakınız “Ananı da al git!” meselesi. Bakınız kredi kartları meselesi. Ve memleketin her yerinde dertlerini anlatmaya çalışırken provokatörlükle suçlanan vatandaşlar. Bakınız kepenk kapatmadan dolayı beceriksizlikle suçlanan fabrika ve işletme sahipleri…

Buna benzer binlerce olay. Akp iyice paranoyaklaşmaya ve kendini kaybetmeye başladı. Ve ilk uyarıyı da halktan aldı. Eğer bir düzeltme olmazsa son kararı genel seçimlerde yine halk verecektir.

Bu arada erdoğanın bir sözü mü vardı, %42 nin altına düşerse oy görevi bırakırım diye?

May 242009
 

Tarihle ilgilenenler bilirler, geçmişte İttihat ve Terakki diye bişe vardı. Hala konuşulan bir konudur. İttihat ve Terakki Partisi Osmanlının son zamanlarında kurulmuş ve her kademesinde, özellikle de orduda kadrolaşmış bir partiydi. Ama yaptığı öyle büyük bir hata vardı ki Osmanlıyı ikiye bölmekle birlikte Atatürk’ün de bu partiden ayrılmasına sebeb oldu; Orduyu siyasete karıştırmak.

Bunun sonucunda neler oldu, ordu ittihatçılar ve olmayanlar olarak ikiye bölündü, savaşlarda başarısızlıklar üstüste geldi ve bu parti kendi çalışmalarının sonuçlarını yine osmanlı yönetimine attı ve hükümeti devirip, bir ihtilalle yönetime geçtiler.

Sonra ne mi oldu, bu parti Osmanlıyı Birinci Dünya savaşına sürükledi ve kaybetti. Sonuç, belki de çökecek olan osmanlı daha çabuk çöktü. Ama konumuz bu değil, konumuz ordunun siyasete karışması ve sonuçları.

Sayın Genel Kurmay Başkanımız Başbuğ bu konuyu iyice ileri götürdü gibi geliyor bana. Yaptığı toplantılarda, konuşmalarda mdevletin geleceği ile ilgili önemli mesajlşar veriyor. Ülkenin savunmasındaki en önemli kurumun başkanı olarak normal gibi görünse de normal değil.

Ordu elbette görüşlerini, alınması gereken önlemleri yönetimle konuacak zaten Milli güvenlik Kurulu bu iş için var. Devletin güvenliğiyle ilgili konuların görüşülmesi için. Ama son zamanlarda bu abartılıyor ve GenelKurmay başkanı odak haline getiriliyor, polemiklere sokuluyor ve Başbuğ da bu durumdan şikayetçi olmadığı gibi son zamanlarda yaptığı iletişim toplantılarıyla işe iyice destek veriyor.

Ama Tarih tekerrürden ibaretse bu gidiş iyi bir gidiş değil. Ordu kendine düşen görevleri anayasa çerçevesinde yapmalı ve siyasete karışmamalı. Eğer toplumla bir iletişim toplantısı yapılacaksa bunu başbakan cumhurbaşkanı bakanlar yapmalı. Zaten ihtiyaçları da var ama başbakan bu toplantıları yapmmadan önce bir iletişim dersi de almalı.

May 162009
 

feeddemon_logoBlogcuysanız rss olayını bilirsiniz ve rss akışlarını takip ediyorsanız bunun için en iyi programın feeddemon olduğunu da bilirsiniz. EEE, blogcuysanız kesin linuxu ve özgür yazılımı da seversiniz. Ama linux da feeddemon’ı bulamayınca üzülmüşsünüzdür muhakkak.

Ben aradım, linuxta feeddemon ya da newsgator rss listelerini okuyan bir program bulamadım. Liferea denilen bir rss okuyucu denedim. Feeddemonun yerini tutmaz ama kullanayım dedim. Ama o kadar rss akışını tekrar listelemek eklemek zor.

Sonra gördüm ki bu program Google reader destekliyor. Güzel özellik ama ben google reader kullanmam ki. Böyle düşünürken mızmızlana mızmızlana abonelikleri google reader’a taşımaya karar verdim. Bunu yapmak çok zor olmadı çünkü google amca çok basit adımlarla anlatmış:

  • Önce newsgator.com dan giriş yapıyoruz.
  • Settings’e tıklıyoruz.
  • Edit Locations sekmesinden ilk opml yazan yere tıklayıp
  • Expose OPML to all users (clearing this option will make the OPML accessible only to you) burayı işaretleyip kaydediyoruz.
  • Sonra geri dönüp yine ilk opml ye tıklayıp, oradaki linke sağ tıklayıp farklı kaydediyoruz.

Sonra Google reader ayarlar> içe/dışa aktar yolundan dosyamızı bulup yüklüyoruz.

İşlem tamam. Ama asıl mesele bu opml denilen hadise tüm okuyucular için geçerliymiş. Buna liferea da dahil. Yani ben sol kulağımı sağ  elimle başımın üzerinden tutmaya çalışıyormuşum.

Yapmam gereken şuymuş: Newsgator‘dan indirdiğim o opml dosyasını direk olarak Haber kaynak listesini içeri aktar seçeneğinden, ki Abonelikler sekmesi altında, aktarmakmış.

Tüm bunlara neden mi katlanıyorum, bu feeddemon denilen meret zaten ücretsiz değil mi? Benim derdim feeddemonla değil, windowsla. Tamamen linuxa geçmek için çabalıyorum ve buna çok yakınım. Tüm uğraşlar özgürlük için anlayacağınız :)

May 152009
 

Coldplay, bilmeyenler için söyleyeyim irlandalı bir grup. Adından da anlaşılacağı gibi soğuk bir müzik yapıyorlar. Adıyla müziği bu derece özdeşleşen başka bir grup da bilmiyorum şahsen. Grubun “speed of sound” isimli şarkısı 2004 yılında avrupada en iyi şarkı seçilmişti. Son albümleri leftright‘ı sitelerinde ücretsiz olarak dağıtıma sunmuşlar. İndirin ve bana hak verin!

May 142009
 

Eurovision mudur ne zıkkımdır, hangi kanalı açsam o var, hangi bloga baksam bu olay anlatılmış. Hadisenin attığı her adım olay, giydiği elbise bir hafta konuşuluyor, hastalığına tüm Türkiye üzülüyor?

Kıskanıyormuyum ne? Bilinçaltım neler gizliyor benden bilmem, ama benim endişelerim başka. En azından bilinçüstünde olanlar. Kendi kendime ben hep şu soruyu soruyorum: “Nedir bu Türkiye’nin Eurovision hırsı allasen?”. Yaşı yeterli olan biri bana anlatsın, bu eurovision kompleksi nereden geliyor.

Hiç bir uluslararası yarışmayı bu kadar önemsemeyiz, örneğin bir satrançta bir bilimsel yarışmada dünyada derece yapsak kimsenin haberi olmaz. Kazanamazsak kimse üzülmez, bir şirketimiz bir başarı sağlasa gurur duymayız, bir askerimiz şehit olsa günlerce konuşmayız, ergenekon hariç hiç bir davayı bu kadar umursamayız. Ama güzel biz kızımız gitse tüm dünyanın önünde orasını burasını açıp, onların kendi dilinde kendi kültüründe vücudunun bilmem nerelerini sergileyerek bir ödül kazansa ayağa kalkarız. Sanki ödül bize verilmiştir, hayır efendim ödülü adamlar kendilerine veriyor, kendi kültürünü en iyi tanıtan yabancı kültüre. Adamları o kadar iyi taklit ediyoruz ki artık onlardan bile iyiyiz. Ama sadece böyle kıytırık meselelerde.  Nedir bu eurovizyon, neden bu kadar bağlıyız? Neden bu kadar kompleksliyiz?

Söylemeden geçememem, bugüne kadar örovizyonda çıkan hiç bir Türk şarkısı ilgimi çekmedi, ama 97 deki  Şebnem Pekerin Dinle şarkısı gerçekten beğendiğim ve aldığı ödülü hakettiğini düşündüğüm bir şarkıdır. Türkçe dilinde, kendi müzik kültürümüzü ( en azından Türkçe)  söyleyerek de bu ödülü kazanabileceğimizin kanıtıydı.

Amaa bu aralar gelip bana hadise düm tek müm tek demeyin furrim valla.

May 102009
 

Henüz aşk nedir sorusunun cevabını tam olarak verebilmiş değiliz. Aşkın şeklini bilemiyoruz henüz, kokusunu söyleyemiyoruz. Henüz resmini de çizemiyoruz ama tadını biliyoruz. Bir çoğumuz aşkın tadına varmıştır. Bazılarına tatlı gelmiştir bazen de acımsı bir tat bırakmıştır bazılarının damağında. Ama tadın türü ne olursa olsun unutulmamıştır sonraları.

Aşkın tatlı yönünü bilen bilir ama onun bir de acı yönü vardır ki, romanları yazdıran, mecnun olduran, dağ deldiren bu aşk türüdür; karşılıksız aşk.

Karşılıksız aşk öyle birşeydir ki yaşayana hayatı zindan edebilir, ölümü çekici kılabilir. Aşkı hastalık olarak tanımlayanlar bu yüzden bu sonuca varmışlardır. Ve kurtulmak için çözüm yöntemlerini sıralamışlardır. Örneğin ünlü tıp bilgini İbni Sina, aşık olunan kişinin aşığın yanında kötülenmesiyle bu aşktan kurtulunabileceğini, ya da ancak evlilikle biteceğini söylemiştir.

Hemen aklınıza o soru gelmiş olmalı, evlilik aşkı öldürür mü? Siz cevabınızı düşünün biz konumuza dönelim.

Ama malesef günümüzde o yöntem pek işe yaramayabiliyor. Bana sorarsanız bu derdin ilacı da yoktur. Sadece teselli yöntemleri vardır.

Önce benim yöntemleri sıralayayım sizlere o zaman.

Öncelikle reddedilmenizin en büyük sebebi beğenilmemektir. Beğenilmemenin de iki yönü vardır. Fiziki ve ruhi. Benim ruhum güze diyorsanız biraz düşünün. Gözlemlerime göre ilk bakılan her zaman fiziki güzellik.

Çirkin misiniz? Reddedilme sebebiniz bu mu? Yapmanız gereken ağlamak sızlanmak değil. Çevreden gelebilecek yakışıklısın güzelsin palavralarına da inanmayın. Kabul edin. Çirkin olduğunuzu kabul edin ve rahatlayın.

Demokraside bir kavram vardır, eşitlik. Ben eşitliğe en çok inananlardanım. Allah kesinlikle her insanı eşit yaratmıştır. Ama bu eşitlik aklımıza ilk gelen anlamıyla ya da bizim anladığımız şekliyle değildir. Üniversiteden bir gerizekalı, kadınlarla erkeklerin eşit olduğunu söylediğimde bana şöyle bir eleştiri yapmıştı, kadınların neden göğüsleri var, neden güçsüzler…

Kastettiğimiz bu tür bir eşitlik değil. Herkesin görevleri ve sorumlulukları vardır. Eşitlik burdadır. Ayrıca herkesin zayıf yönleri ve güçlü yönleri vardır. Çirkin olan biri çok zeki olabilir. Ayakları olmayan biri dünyayı değiştirecek buluşlar yapabilir.

Dolayısıyla ne yapmıyoruz, çirkiniz diye hayata küsmüyoruz.  çirkinsek çirkinlğimizi kabul ediyoruz ve güçlü yönlerimizi araştırıyoruz. Ve güçlerimizin üzerine gidiyoruz. Bu aşk anında pek de kolay olmayacaktır. Ama size vereceğim şu ipucunu en başta bilmeniz işinize yarayacaktır. Karşılıksız aşk kesinlikle geçicidir.

Bunu kesinlikle o poliyannacılıkla karıştırmamak gerek. Aslında her zaman bizden daha çirkin olan birilerini bilmek rahatlatıcı olabilir. Ama amacımız rahatlamak değil kurtulmak. Zira kendimizle başbaşa kaldığımızda aynı sorunlarla yüzleşmemiz kaçınılmaz. Dolayısıyla geçici rahatlamalar bizi rahatlatmaz.

İçimizde en ufak bir ümit bırakmıyoruz. Ümit insanlığa verilmiş en berbat hediyedir. Ona kavuşma hayallerini ateşe atıp yakıyoruz. Ona yazdığımız o saçma şiirleri, onun için kuruttuğumuz gülleri çiçekleri… Herşeyi. Ona ait ne varsa. Bu ilerde pişmanlık verici bir hareket gibi görünse de kurtulmanın tek yoludur.

Ve iyi olduğumuz alanda başarılı olmak. Bu uzun vadede inanılmaz bir değişimdir. Bir alanda başarılı olduğunuzda yanınızda ondan çok daha güzellerini bulacaksınız. Hoş bu sizi rahatlatmayacak, siz sadece sizi seven birilerini arayacaksınız ama en azından birilerinin sizi sevebilme ihtimalini hissedeceksiniz. Ki bu size verilecek en son öğüttür.

Evet, çivi çiviyi söker felsefesi burada işe yarayacak. Sizi gerçekten birini seven başka birini bulduğunuzda acılarınız tamamen bitecek ve dertlerinizden dolayısıyla karşılıksız aşkın ıztırabından kurtulacaksınız.

Tabii bunlar benim düşüncelerim. Bir de genel geçer yargılar var. Bunlar daha çok teselli niteliğinden öteye gidemeyen tavsiyeler bence. Ama insan her zaman farklıdır ve farklı yöntemleden şifa bulabilir. (aşk doktoru gibi konuştum anasını sataym:)

Bir sonraki güncelleme de başkalarının tavsiyelerini maddeler halinde yazacağım.

  • Onun size karşı sizinle aynı duyguları beslemediğini kabul edin. Onun sizi bir gün sevebileceği ihtimalini unutmazsanız yol alamazsanız.
  • Sizi neden sevmediğinin sebeblerini anlamaya çalışın. Bu bu olayı geçmişe gömerek iyileşmenize yardım edecektir.
  • Poitif olumlu bir duruş sergileyin. Bu durumun sizin sizi seven birinin olabileceği gerçeğini unutturmasına izin vermeyin.
  • Onunla aklınızı meşgul etmeyin. Arkadaşlarınızla ailenizle ve sizi seven kişilerle daha çok vakit geçirin.
  • Sizi meşgul edecek birşeyler bulun, hobinize vakit ayırın eğer yoksa bir tane hobi edinin.
  • Geleceğe odaklanın, geçmişte yaşamayı bırakın. Geleceğinize odaklanmak onu kafanızdan uzaklaştıracaktır.
  • İyi ve güzel taraflarınıza odaklanın. Birinin sizi sevmememesi sizin iyi özellikler taşımadığınız anlamına gelmez.
  • Hemen başkasıyla çıkmaya çalışmayın, bu sizin onu sürekli hatırlamanızı sağlar ve ayrıca kalbiniz başkasına aitken bir başkasıyla ilginelmek gerçekten iğrenç birşeydir.
May 072009
 

wolfram-alphaHarvard üniversitesi google’a rakip rama motoru çıkarıyormuş. Adı wolfram Alpha. Alpha sı belki gerçekten alfa olduğu içindir. Geliştiriciler iddialı laflar edip google wolframın yanında hiç kalır gibi laflar ediyorlarmış. Ama ben bu tip sözleri daha önce çok duydum sanki. Hiç yabancı değil.

Hani birkaçay evvel cuil diye bişe vardı da googleden çok daha fazla sayfa indekslediğini iddia ediyordu. Ondan önce hakia vardı, türk geliştiricisi var diye çok sevmiştik. Sonra ask yahoo…

Şu an hangisini kullanıyoruz? Google’a rakip çıksın istiyoru ama bu şu an için çok zor gibi görünüyor. Tek rakibi var, live, zavallım çırpınıyor. Aslında iyi de yolda ama bu google de şeytan tüyü var.

Umarım dedikleri gibi olur da googleye dişli bir rakip olmayı başarabilirler. Birazcık rekabet bize çok şey kazandırır.

May 062009
 
Cucumis, karpuz

Cucumis, karpuz

Bu başlığı bulana kadar epey düşündüm. Böyle bir site nasıl tarif edilebilirdi ki? Sitenin adı cucumis, bir tercüme sitesi. Diğer tercüme sitelerinden biraz farklı, mesela google translate’den. Tercümeleri robotlar yapmıyor, diğer insanlar ücretsiz ve gönüllü yapıyorlar. Karşılığında da puan toplayıp kendi çevirilerini yaptırabiliyorlar. Puanı olmayana her 10 günde bir 300 puan veriliyor. Kaliteli çeviri yaparsanız uzman rütbesi alıyorsunuz.

Ve bu arada sosyalleşiyorsunuz biraz. Diğer üyelerle iletişim kurup sohbet edebiliyorsunuz.

Düşünce iyi, hizmet de iyi. Ama eksikleri muhakkak vardır. Örneğin ben pek fazla kullanmadım ama bu puan meselesini anlamadım, madem her şey ücretsiz puan ne için var. Uzmanlık rütbesi de nedir.

İlerde bundan kazanç sağlama planları var diye düşündüm. Mesela ücretli puan verme. Ama bundan çevirenlerin kazancı ne olacak örneğin?

Neyse fazla kurcalamayayıom, eğer çevirileriniz varsa ve üye olmak isterseniz buradan buyurun: cucumis

May 022009
 
Deskhedron

Deskhedron

Geçenlerde Ubuntu kurduğumu ve beni en çok etkileyen yönünün görsel efektler olduğunu söylemiştim. Ve bu efektleri sağlayan program da compiz fusion adında bir uygulama. Bu ayrı ve uzun bir yazının konusu. Gelelim işin windows tarafına. Ulan, dedim kendi kendime, ben de bu teknolojiden birazcık anlıyorsam bu compizin windows versiyonunu da yapmışlardır. Küçük bir araştırma, sonuç evet. Aynı efektleri windows ta da vermek mümkün.

1. Küp şeklinde masaüstü (Nasıl ifade edeceğimi bilemedim kusura bakmayın:) : Küçücük bir programla compiz fusionun bu özelliğini xp nize uyarlayabilirsiniz. Programın adı DeskHedron.

Programı buradan indirin: DeskHedron

Kurulum ve kullanım: Zip dosyasını açın ve deskhedron.exe yi çalıştırın. Görev çubuğunun sağ tarafında ikonumuz belirecek. Ve buna her tıkladığımızda compiz fusion efektini göreceksiniz. Yalnız bu iki boyutlu olacak. Tam bir küp şeklinde görmek için ikona sağ tıklayıp Desktop+ ya tıklayarak masaüstü ekleyin. Sayı 4 olduğunda resimdeki küp şeklindeki masaüstünüze kavuşacaksınız.

Deskhedron

Deskhedron

2. Kayan Pencereler: Birbiri ardına sıralanmış ve kayan pencereler. Buradan Winflip programını indirin ve aynı şekilde çalıştırın. Efekleri görmek için de Windows + Tab tuşunu kullanın.

Winflip

Winflip

Sıra geldi kişisel tercihere. Bu tür programları kurup kullanmayı kesinlikle sevmem. Fazladan çalışan her program sinirimi bozar benim. Ama sıkıcı zamanlarda vakit harcamak için ya da eğlenmek için belki işe yarayabilir.

May 022009
 

Windows 7 de değişikliği hissedilen ilk şey görünüş. Ve görünüş içinde de görev  çubuğu dediğimiz kısım. Bu araç çubuğunu, taskbar, xp de kullanmanız artık küçük bir programcıkla mümkün. Vglance adlı bu programla windows 7 taskbardaki şu özellikleri xp de kullanabilirsiniz:

windows-7-taskbar

  • Klasik başlat bıtonu yerine Windows 7 butonu gelir.
  • Görev çubuğu tamamen değişir.
  • Windows 7 gruplama özelliği
  • Daha büyük ikonlar
  • Geçiş efektleri.

Programı buradan indirip çalıştırın: İndir ViGlance

May 012009
 

Bu obama büyük adam, kendi reklamını yapmayı çok iyi biliyor. Zaten seçimleri kazanıp adeta kahraman sıfatını kazanmasıyla bu ortaya çıkmıştı. Her amerikan başkanı gibi onun da foyası yakında ortaya çıkar.

Obama, beyaz saraydaki bazı sempatik hallerini sergilemek  için myspacete kendine sayfa açtırmış. Ve basketbol oynarken de çekilmiş bir video koymuş oraya.

Her siyahi gibi basketten anlıyor kereta. Şutlarda yüzde yüz isabetle oynuyor. Onla iddiasına bir şut yarışmasına girmek isterdim doğrusu.

Neyse bu videodan gördüm ki obama solakmış

Ne alakası var bize ne obama solaksa yaw diyeceksiniz valla haklısınız. Bize ne aq :)