Nis 032012
 
food_216

Arkadaşlar, Kozanın yemeklerinin ne kadar güzel olduğuyla öğünürüz de, bir misafirimiz şehir dışından Kozana geldiğinde acaba nereye götürsek diye kara kara düşünürüz. Acaba ben mi bu konuda yanılıyorum yoksa Kozan mı bu konuda gerçekten geride.

Bu konuda benden yardım isteyenlerin sayısı gittikçe artmakta. Bu yüzden genel bir sorun olduğu aşikar. O yüzden bildiğimiz güzel lokanta ve restoranları buraya yazarak şehir dışından gelenlere yardımcı olalım.

Not: Lokantanın kendine has bir özelliği olmalı.

1. Yaverin Konağı: Kozanda yemek için gidilebilecek ilk yer benim için. İlk açıldığında herşey daha güzeldi doğrusu. Kozana has (has derken tamamen Kozana mal etmiyorum ) mantı, yüzük çorbası, içli köfte gibi yemekler de vardı. Artık sadece kebab, pide çeşitleri var. Oldukça sıradanlaştı yani. Ama fiyatları ve mekanı hala gözde.

2. Değirmen Restoran: Daha önce sadece bir defa gitmeme rağmen, tarihi bir değeri olması ve doğal alanıyla tercih edilebilecek bir yer. Fiyatları ve menüsü hakkında pek bilgim yok.

3. Ciyerci Ali: Kozanın en eski ve orijinal yerlerinden biridir. Otantik ortamında ciğerleri afiyetçe ocakbaşında yuvarlayabilirsiniz. (not: hayır ismi yanlış yazmadım )

Kendi favorinizi yazmayı unutmayın…

 

Şub 212012
 
okumak

GERÇEK RÜYA
Kurduğum onca hayallerin birini bitirmiş ve üniversiteden iyi bir dereceyle mezun ol-muştum. O bitmez sanılan koskoca dört yıl göz açıp kapamaya geçivermişti, su gibi akarak. Daha dün ilkokul sonra da lise derken hayalim yolundaki son aşamayı da bitirmiştim. Benim için sadece üniversiteden mezun olmak değil aynı zamanda on altı yıllık serüven ve çocukluğumda bana ‘Ne olmak istiyorsun?’ dediklerinde verdiğim cevaba ulaşmış oluyordum. Arkadaşlarla-o dört yılda iç içe olduğum, derdimi, sıkıntımı paylaştığım, ara sıra bozulsak da birbirimize, yine de dost kaldığım, eşi bulunmaz can dostlarıyla-vedalaşmaya gelmişti sıra ve gözyaşları eşliğinde veda ettik o güzel arkadaşlık yıllarımıza, kim bilir belki de ileriki dönemlerde yine karşılaşacaktık, ama yine de eskisi gibi olmayacaktı.

            İşte böylesine alıştığım çevremden ayrılıyordum geri dönmemek üzere, mezun oluşum elime verilen bir gül, çevremden ayrılışımsa o gülün dikeni olmuştu adeta…                          

Artık atamaları bekliyordum sabırsızlıkla, binlerce kişi arasından hak kazanmaya gelmişti sıra. On altı yılı bitirip üstüne sınav ve ondan sonra da atama işi bazen gerçekten bıktırıyordu insanı, aslında bu kadar zor olmamalı mıydı? Diye düşünüyorum ara sıra, ama işin içinden çıkılmıyordu bunları düşünecek olsak…

Zaman geçmiş ve hayalimdeki son aşama bitmek üzereydi. Bir taraftan nereye çıkacak diye kendime sorular sorarken, diğer taraftan bu mutlu günümün tadını çıkarıyordum sevinç ve merak içinde…

Ve görev yerim belli olmuştu: Ağrı-Doğubayazıt. Aslında ilk başta hiç içime sinmemişti,’ Ben ne yaparım oralarda?’ ’ Nasıl yaşarım?’ diyordum kendi kendime. Ama sonra duyduğum yaşanmış bazı hikâyeler ve ön yargımı yenmemle ‘Orası da bu vatanın toprağı değil mi? ‘Yıllar önce bizim atalarımız kanlarını dökmediler mi? ‘O topraklar için’ demeye başladım…

Öğretmenliğe başlama zamanım gelmişti. Önce memleketimden otobüsle Ağrı’ya, oradan Doğubayazıt’a,  daha sonra da aslında sekiz-on kişilik ama yirmi kişiyle küçük bir minibüsle köye ulaşmıştık sonunda. Köyün muhtarı -grimsi pantolon, siyah manto ve yüzünü kaşlarına kadar kapatan şapkalı- o soğuk havada sıcak tavırlarla karşıladı beni, aynı zamanda üç-beş kişilik kalabalık. Doğrusu bu kadar ilgiyi beklemiyordum. Karşılama merasimi bittikten sonra muhtarla, kalacağım eve doğru yola koyulduk. Yolda giderken çok duygulanmıştım gördüklerim karşısında, neler yoktu ki; bir taraftan akşam yemeğini yapmaya hazırla-nan diğer taraftan çamaşırları yıkayan ev hanımları, tarlalarda çalışan evin erkekleri, o soğuk havada kırık pencereli evlerde yaşayan yoksul ama mutlu olmayı bilen insanları gördükçe. İki sokak ileride bir kahvehanenin önünden geçerken çok tuhaf bir görüntüyle karşılaşmıştım, adeta bir anlık hareket edememiştim, şaşırmıştım, bizim bildiğimiz kahvehaneler gibi işsizlerin veya yapacak iş bulamayanların oturup kumar oynadığı ya da sadece zaman geçsin diye gidenlerin aksine, o gördüğüm yer çok sessiz, saki sadece çay getirip götürenlerin sesinin çıktığı, diğerlerinin ya gazete ya da herhangi bir kitap okuduğu, onca iş arasında o azıcık dinlenme zamanını biraz bilgi edinmek,  biraz kendilerini geliştirmek, en önemlisi de cahil kalmamak isteyenlerin oturduğu mekândı.

­Muhtar:

-“Hocam buyurun bir çay ikram edelim!” dedi.

-“Olur.” Dedim, kafamdaki cevapsız sorularla. Boş bir masa bulup oturduk. Ama benim durguluğum devam ediyordu. Muhtar bu halimi sezmiş olacak ki:

-“Durgunluğunuzun sebebi nedir? “,”Neyi düşünüyorsunuz?”,” Yoksa bizim buraları mı gözünüz tutmadı?”dedi.

               -“Hayır, hayır, fevkalade beğendim, ama benim bu durumda olmama neden olan başka bir şey”. Aslında tam olarak soramıyordum sorumu “Neden kitap okuyorlar?” desem kitap okumanın amacı belli, diye düşündüm içimden. Sonra:

               -“Sizin buralarda kahvehaneler hep böyle midir?” dedim. Muhtar anlamış olacak ki başladı konuşamaya:

               -“Bu halinizin nedenini tahmin edebiliyorum, buraya ilk geldiğiniz için şaşırıyorsu-nuz hiç beklemiyordunuz bu manzarayı. Neyse, bundan üç-dört sene evvel senin gibi bir hocamız vardı,  nasıl bir nimetse bizi aydınlattı, köylü onu çok sevdi, hak ediyordu zaten bu sevgiyi. Onun sözünü dinler oldu herkes, okuma-yazma kursları açtı, okumanın, yazmanın gerekliliğini, cahilliği nasıl yeneceğimizi öğretti. Sonunda senin buraya geldiğin gibi o da batıya gitti, köylü gitmesini istemiyordu ama ne yapacaksın onunda kendi hayatı. Giderken köylünün sözünü aldı,”Kitap, gazete, dergi okumadan gününüzü bitirmeyin, siz bunları oku-dukça benim ruhum sizinledir.” Diye. İşte o gün bu gündür köylü onun sayesinde, kitap okumaya, cahillikten kurtulmaya başladı.”

               Gerçekten çok etkilenmiştim, bizim oralarda kahvehaneye girseniz, ya at yarışı, ya kumar, ya da ne kadar gereksiz, işe yaramaz konu varsa o konuşulur, bir de üstüne bu boş şeyler için tartışıp kavga ederler, şüphesiz. Ama burası farklıydı, insanlar kumarı, yarışları değil hangi kitapta neler anlatılıyor, o gün ülkede neler olmuş, hangi hastalığın tedavisi neler, işte bunlar konuşuluyor.”İşte gerçek vatan böyle bir yer olması gerek” diyordum kendi kendime. Ben böyle düşüncelere kapılmışken ilk geldiğimde karşılamaya gelen köylülerden biri yanımıza geldi, selamlaştıktan sonra kendini tanıttı, adı Kemal’miş, babasından miras kalan iki katlı evde yaşayıp, alt katta da gelen öğretmen kalıyormuş, yani benim ev sahibim. Kemal:

               -“Hocam yorgunsunuzdur bugünlük bizde kal yarın yerleştiririz eşyalarını?”

               Ne kadar kabul etmesem de ikna etti beni. Hep beraber-muhtar ben ve yeni ev sahi-bim Kemal ağabey-yola koyulduk. Sonunda vardık ev; ahşap pencereli, eski ama bir o kadar da sağlam görünümlü, iki-üç odalıydı. Oturup köy hakkında konuşmaya başladık, bir yandan da yemekler hazırlanıyordu. Onlar hazırlıklarını yaparken Kemal ağabey beni odasını gezdirmeye götürdü. Daha buraya geleli iki saat olmadan ikinci şokumu yaşıyordum, masasında türlü türlü kitaplar hatta bir kısmını ben dahi okumadığım belki de birçoğumuzun eline almadığı okunmuş; romanlar, hikâyeler, gelişim kitapları…

                Okumak… İşte bir millet böyle cahillikten, geri kalmışlıktan ve her türlü kötü şeylerden kurtarır. Saatlerce boş yere başında durduğumuz bilgisayar yerine, en azından yarım saat kitap okumaya ayırsak ne güzel olmaz mı? Boş zamanlarımızda televizyon izlemek yerine elimize herhangi bir okuyacağımız bir şey alsak çok mu şey kaybederiz? Kendimi tutamıyordum adeta bu cümleleri kurarken, biri bitmeden diğerine geçiyordum, kendimi kaybetmiştim.

               Omuzlarıma dokunan bir el yavaşça değip çekiliyordu, “Kemal ağabey” dedim, karşımda duran öğretmene. Boşlukta gibiydim, kitabımın açık sayfası önümde duruyordu, öğretmen kitaba dalarak uyuyakaldığımı anlamış olacak ki, anlayışlı bir gülümsemeyle göz yumdu ve masasına doğru yürümeye başladı…

                                                                                                                                     ERHAN  ÇINAR

Oca 282012
 
813060

 

Zirveye Giden Yol

İlham perisi zaman zaman dünyamıza gelerek birçok kalbe ve beyne konmuştur. İnsanların içindeki hayal ateşlerini körüklemiştir.

Son zamanlarda çevremdeki birçok kişiden güzel ve nitelikli fikirler almaya başladım. Hepsi de kendi alanında olumlu bir iş yapıp insanlığa güzel bir gelecek bırakmak istiyor. Evet, bu benim için de hoş. Ancak unuttukları ya da gözden kaçırdıkları bir konu vardı.Çalışmak ve çaba göstermek…

Tem 062011
 

belki de gecenin adı yoktu

ruhuydu sadece karanlığı

kırgındı güneşe sessizdi

düşüydü tek aydınlığı Ay’ı

güneşe benzetirdi hayalini

gelişi insanların korlusuydu

kendi de korkardı korkulardan

güneş’e aşıkken korkulmaktan

yükselegelirdi içteki kelimeler

gökyüzünde gezerdi gerçekler

bilirdi de söyleyemezdi

güneşe kötülerken,geceyi insanlar

Tem 062011
 

keşkelerim kadar geçmişim
ruhum kadar benimsin
esen rüzgar kadar kalıcı
sevincim kadar geçicisin

hayal kadar uzaksın
acı kadar gerçeksin
gece gibi karanlıkken kalbim
ince ince sızlayan yaram gibisin derinlerde

güneş aşk gibiyken düşlerde,sabah uyanışımsın
uyumadığım heran ben gibisin
senin gölgen gibiyim gecenin sessizliğinde
sahile en yakın tutsak gibiyim

se…

Haz 252011
 
§§Tugrul§§006

Özbaşı Köyü şivesi mi olur deyip geçmeyin,okuyun ve görün :)  Kitap okuma etkinliğini geride bıraktıktan sonra 1 haftalığına ,köyüme yani Kozan’a 26 km uzaklıktaki Özbaşı Köyü’ne (eski adıyla Ebülhüdali Köyü) gittim.Orada meyveleri dallarından kendi ellerimle koparıp yedim.Bu zevki ve tadı  inanın pazardan aldığınız hiçbir meyve vermez.Andıl dağına çıktıktan sonra  dağın eteklerinde bulunan ve burcu burcu kokan adaçayı(Köyde dağ çayı deriz.) topladım.Çukurova’yı doyasıya seyrettim ve özgürlüğümü tekrar haykırdım dağlara,taşlara…

Ayrıca köyde bulunduğum sürece Özbaşı’nda kullanılan kelimeleri çıkardım ve sizlere sunuyorum.Bizzat köyde yaşayan kişilerden duyduklarımı kaleme aldım.Aşağıdaki kelimelere Kozan’da ve Adana’da yöresinde sıkça rastlayabilirsiniz.Kullanılan diğer kelimeleri ise diğer yazılarımda yer vermeye çalışacağım.

 

Aladırmanak : Ağaçkakan

Baldırcan : Patlıcan

Bıldır : Geçen yıl

Bostan : Bahçe

Cert : Çam ağacının dışındaki kırmızı kabuk.

Cırlavuk : Ağustos böceği

Cücük : Civciv

Çinçik : Kuş

Çimmek : Yıkanmak

Çekke : Çekirge

Dağ çayı : Adaçayı

Davar : Keçi,teke ve oğlaktan oluşan sürü.

Ağlenmek : Durmak,dinlenmek,soluklanmak

Garık : Bahçelerde suyun gideceği yol

Galle : Sincap

Gaspalık : Bahçe kapısı

Horanta : Çocuk

Irbık : İbrik

İliştirik : Sucuk

Kertiş : Kertenkele

Maya : İncir

Namazla : Namaz kılarken yere serilen örtü,seccade

Ne tutuyorsun : Ne yapıyorsun anlamında kullanılır.

Öteberi : Alışveriş eşyası

Sedir : Tahtadan yapılmış üzerine oturulan bir çeşit kanepe.

Sini : Tepsi

Tosbağa : Kaplumbağa

Ulama : Çarşaf,nevresim

Urufuna : Ruhuna

Yeğni : Hafif

Yellengeç : Yengeç

Yonnuk almak : Dinlenmek

 

Hakan Akıllıoğlu

 

 

 

Haz 152011
 
161897_295691410344_6322570_n

İnternetin günümüz dünyası açısından faydası ve avantajları yadsınamaz.Biz de Kozanlılar olarak sanal alemde bir şekilde varız.İnternet ve facebook’tan Kozanla ilgili sayfaları etkin olarak takip ediyorum.Bu yazıda da sizlere belli başlı siteleri tanıtacağım.

www.kozanhaber.com ve  www.kozandiyari.com Benimde birçoğunuz gibi internete girdiğinizde  Kozanla alakalı haberler için baktığınız 2 önemli haber sitesi.Yazar kadroları arasında  Kozan’ın önde gelen isimleri yer almaktadır.Ancak bu kadrolar arasında gençlerin eksikliğini hissediyorum.

 

www.kozanbilgi.net Bilgisayar öğretmeni Türkeş Manga tarafından  ‘’Alınmış haklarının iadesini isteyen  Kozan’ın mert insanlarının yaşam portalı ‘’ sloganıyla kurulan bir site.Sadece Kozan üzerine değil müzik,fotoğraf,video ve haber vb. paylaşımlar yer almaktadır.Türkeş Manga’ya siteyle ilgili bir önerim olacak ; Siteyi karışık buluyorum,biraz daha sade olsa iyi olacağının kanısındayım.

 

www.kozanbaris.com/gazete Kozan’ın yerel gazetesi Barış‘ın internet adresidir.Gazete bünyesinde değerli yazarlar mevcuttur.

 

www.otagtv.net Kozan’ın yerel televizyonu Otağ TV’nin internet adresidir.

 

www.kozanhaberevi.com AA Kozan temsilcisi C.Volkan Varan imzasıyla kurulan haber sitesidir.

 

www.kozanca.com Ümit Yaşar’ın Kozan ve gençler üzerine kurduğu,benim de dahil olduğum bu site ,diğer Kozan sitelerinden farklı.Bu fark kalemin ve sözün gençlerde olmasıdır.Her ne kadar tanıtım eksikliği ve  editör eksikliği olsa da yakın zamanda Kozan’da söz sahibi olacağına inandığım bir platformdur.Ayrıca sözü olan herkes bu sitede yazabilmektedir.

NOT:Bu konu üzerine detaylı olarak daha sonra yazacağım.

 

Facebook’taki Önemli Bulduğum Kozan Sayfaları

http://www.facebook.com/Kozanca İnternet sitemizin facebook sayfasıdır.Geleceğe dair birçok projesi olan gençler tarafından kuruldu ve sizin projelerinize de destek veren bir sayfa.

 

http://www.facebook.com/pages/Kozan-Hiphop-Tayfas%C4%B1/140049856065441

İntenetteki sıradan rap ve hiphop sayfalarından farklı olarak paylaşımlar yaptığımız,hiphopa dair birçok önyargıyı kırmak için kurmuş olduğum sayfadır.Sayfayı incelerseniz hiphopa bakış açınız değişecektir.Bu sayfa sadece rapçilere hitap etmiyor,sayfaya girince sizin de hoşunuza giden şeyler çıkacaktır karşınıza.Başta Kozan olmak üzere çevre il ve ilçelere hitap eden sayfa zamanla etkisini çevre il ve ilçelerde de gösterecektir.

 

http://www.facebook.com/gozanlilar Facebook’ta en yaratıcı ve en işlek Kozan Sayfasıdır.6000’i geçen hayran kitlesiyle de kendini kanıtlamıştır. İşte sayfadan birkaç örnek :

-Hani bir rahatlık çöker ya üzerinize ,karşılığında hemen tepkiyi alırsınız.Ne öyle ‘Aladağdan serinsin ‘…İşte bu deyim Gozan’a aittir.

 

-Davşan Emine’nin gızı Hatça denilince yüzünüzde tebessüm oluşuyorsa ,sizde Gozanlısınız.

-Menengiç kahvesi dedikleri bizim Çıtımık gahvesidir…

-Gozanlı dediğin kaleye çıkınca manzarayı izlemekten vazgeçip oturduğu evi arayan kişidir.

-Gozanlının birine 3G ne diye sormuşlar ?

Cevap vermiş:(G)encim,(G)üzelim,(G)ozanlıyım   :D

-İnanırmısınız ; Kozan dağı çatal matal, arasında aslan yatar dediler. Gittim baktım ne çatal bulabildim ne de aslan :) )

 

Tavsiye :Bu Gozan’ın güzel,yaman sayfasına giriverek de ordaa gençlere destek verek… :D

Haz 142011
 
Meb

İyi niyetlerinden şüphe yok ama bu Milli Eğitim Bakanlığındaki kişiler her yaptığı işle birilerini mağdur ediyor. Hepsini tek tek saysam sayfalar yetmezo yüzden sadece bir tanesi, zorunlu hizmet affıyla ilgili birkaç kelam etmek istiyorum.

Herşey Aralık 2010 atamasıyla başladı, artık sıradanlaşan şubat atamasına güvenen adaylar daha iyi yerlere gitmek ümidiyle tercih yapmadı ve şubat atamasını bekledi. Bunlara o dönemde sözleşmeli olarak çalışanlar dahildi.

Arkasından mayıs 2010 d zorunlu hizmet affı denilen olay çıktı. Şubat ataması olsa kadroya geçecek olan binlerce sözleşmeli öğretmen bu af kapsamına alınmadı ve hakları yendi.

Derken Haziran 2010′da kadrolu atama yapıldı ve zorunlu hizmetten muaf tutulmayan bu mağdurlar zorunlu hizmet yerlerini tercih ederek, zorunlu hizmetlerini yapmaya başladılar.

Şimdi çıkan bir kararla sözleşmeliler kökten kadroya geçirildi ve mayıs 2010 dan önce atananlar zorunlu hizmetten muaf ttutuldular. (itiraz etmiyoruz güzel karar) ama o tarihte sözleşmeli olup da puanlarıyla kadroya geçenler yine bu haktan mahrum tutuluyor. MEB yaptığı yeniliklerin etkilerini öngöremeyerek “Kaş yapayım derken göz çıkarıyor!” Yeni dönemde bunların olmaması ve bu aksaklıkların düzeltilmesi umuduyla…

Haz 112011
 
gozmakyaj6

Yürüyorum adını bile bilmediğim yollarda
Hiç bıkmadan sayıyorum adımlarımı
Sağımda deniz,
Üzerinde uçuşan martılar
Gözlerim görmek istemiyor
Kol kola gezenlerin
Hayranlıkla izlediği o manzarayı
Bakmak istiyor gözlerim
Ama engel oluyor buna yüreğim
“Gözleri yoksa yarin
Güzeli görmez bu gözlerin”
Diyor adeta, istesem bile..
Bir ileri bir geri giderken ellerim
Ellerini tutuyor sanki
Rüzgarın doldurduğu havayı
Arasıra soluma bakıyorum
Deniz ve martılara inat
Ama nafile, orada da yok gözlerin..

Haz 012011
 
yasli_20adam


Sabah sessiz bir kahvaltı
Birbirini yineleyen şarkılar
Düdüklünün sesi öğle somları
Yemek vakti tekli koltuğunda

Susadım aynı bardaktan içtim
Üzerinde burcunun özellikleri yazanlardan
Ezberledim artık, kırılmasını bekler oldum
İçtim dedim ya bıraktım bir kenara

Sonra dayanamayıp yıkadım yerine koydum
Kim yıkayacak evdeki benden başka tek canlı mı
Kaktüslerim mi evin her tarafında duran
Seviyorum onları susadılar mı acaba?

 

Telefonum çaldı kim ki?!!
Yanlış numara !!!
Kapı çalar! apartmanın çocukları yine!!
Evet çocukların dalga konusu artık yalnızlığım

 

Nasıl da eğleniyorllar benimle!
Şikayet etmeye utanır oldum
Canımı acıtıyorlar  her zil sesiyle
Yüzüme vuruyorlar yalnızlığımı

Bir gün ölürsem ilk onlar anlayacak
Yalnız amcanın acı sonunu ilk onlar anlatacak
Belki yazdıklarımı okurlar da
Aynı hatayı yapmazlar uzak durmazlar insanlardan..

MERVE ÖZARSLAN

Haz 012011
 
T Harfi Resimleri


Yan masada oturuyor.
Arkası dönük bay T’nin farkında olmasa gerek varlığımın.
Konuşuyor etrafındakilerle.
Bilmiyor ki onun sesini özleyen var
Bilmiyor ki bahaneden oturan biri var arka masada
Onu seven biri var sorgusuz sualsiz
Onu birazdan kaybedecek biri var gözlerinden
Kalkıp gittiğin masaya aşık
Üzerini silen adama aşık, sandalyesine aşık
Karşılıksızlığına ,beklentisizliğine, uyumuna sürekliliğine aşka aşık

BAY T’ YE AŞIK BİRİ VAR!!

 

Merve Özarslan

 

May 272011
 
Yaşamayı Seviyorum

YAŞAMAYI SEVİYORUM

Seviyorum

Yemyeşil ormanlarda oksijen teneffüs etmeyi

Masmavi denizlerde yorulana kadar yüzmeyi

Sapsarı uçsuz,bucaksız çöllerde yürümeyi

Seviyorum tüm bu güzellikler içinde yaşamayı

 

Seviyorum

Sahilde kumdan kaleler yapmayı

Ağaçlardan tatlı meyveler toplamayı

Doğal ortamda tek başıma kalmayı

Seviyorum hayatın zevklerini tatmayı

 

Seviyorum

Kırlara uzanıp hayaller kurmayı

Gökyüzünün derinliklerinde kaybolmayı

Güneşin doğuşuyla uykumdan uyanmayı

Seviyorum her şeye rağmen yaşamayı

 

Seviyorum

Yağmurlarda ıslanıp dua etmeyi

Zirveye çıkıp dünyayı seyretmeyi

Bütün çiçekleri dalında görmeyi

Seviyorum yaşamayı hem de doyasıya…

 

HAKAN AKILLIOĞLU

 

May 262011
 
Melodrama Yol

 

MELODRAMA YOL

Gecenin sessizliğini bozuyor dışarıdan bir ses,

Zamanı gelince tadacaksın ölümü bir nefes.

Sessizliğin sesi olmak istiyor yüreğim,

Lakin buna yok mecalim.

Karanlık ve sis bastırıyor bu geç saatlerde,

Sokakta kalanlar ne yapıyor şimdi bilmem nerelerde?

Şimdilerde herkes bir hayal peşinde.

Gelecek kaygısı yüreklerde kaygı belirtmekte.

HAKAN AKILLIOĞLU,2010


May 262011
 
Then_i_would_never_come_back

Nefes alamadım bu gece yine
Her masalaı okuyamaz oldum ruhuma
Masalın sonundayızartık
Vazgeçmiş gibi susarak

Kaybettikçe anlarmış meğer
Neler yaşattığını temiz kalplere
Canı yandığında duyarmış meğer
Haykıran insan, sessiz kalpleri

Unutuldukça anlarmış meğer
Kalplerde sızıntı olduğunu
Seni sevdikçe anlladım meğer
Artık geç kalmış olduğu

MERVE ÖZARSLAN

May 262011
 
hic



HİÇ GİBİ


Olmuyor denesende

Sevmiyor özlesen bile

Görmüyor gözlerinde yaşasa bile

Faydasızlaştırıyor onsuz bir hayatı

Ulaşmayı çok istesen bile

Bile bile yaşıyorsun karşılıksızlığı

Herşey anlamlı sanki

Onunla bağlantılı olmaktan kurtulamazmış gibi

Kuralların sadece onda değil

Herşeyde kendini geri çekiyor

Kimseye vermediği başındaki yerini devrediyor

İçinde devrimlerinle yürüyorsun

Herşeyden önce onu seviyorsun

Seviyorsun hiç sevilmemiş gibi hiç sevmemiş gibi

Onu seviyorum hiç sevmemiş sevilmemiş gibi

MERVE ÖZARSLAN