Serdar Ümit

Kozan'da doğmuş, Kozan'da yaşamış ve Kozan'da ölmeye niyetlenmiş kişilere kutsanmış anlamında Gozanlı denir. Gozanlı olunmaz Gozanlı doğulur. Bu da böyle biline...

Tem 192008
 

Stres deyince her zaman zararlı yönlerini duyduğumuz için iyi stres deyimi size biraz tuhaf gelebilir. Ama şaşırmayın stresin de iyisi ve kötüsü var. Yüksek stres miktarı vücut ve beyin sağlığına büyük zararlar verebilirken, düşük miktarlardaki stres size faydalı olabilir.

Stresin miktarını anlamak çok önemlidir. Hayatınızda hiç stres olmasa çok sıkıcı bir hayat sürebilirdiniz ve hayatı dolu dolu yaşamayabilirdiniz. Tam tersine hayatınızdaki herşey size stres yaratsaydı bu kez de hayat çekilmez olur ve sağlık sorunları ile yüzleşirdiniz.

Stresli olduğunuz zamanları anlamak ve stresle başa çıkma yollarını bilmek hayatımıza büyük kolaylıklar getirebilir. Bazı kısa süreli stresler (okuldaki sunum, iş görüşmesi, sınavlar, maçlar…) size extra enerji vererek ve motive olmanızı sağlayarak size faydalı olur. Fakat uzun vadeli stresler ( iş, okul aile vs..) enerjinizi alabilir ve tam kapasite çalışmanıı engelleyebilir.

Tem 192008
 

Stress, en basit açıklamasıyla baskı anlamına gelir. Günlük yaşamda sıkça bahsedilen ve modern yaşamın korkulu rüyası olan stress budur. Daha geniş açıklama yapmak gerekirse; stres, vücudumuzun karşılaştığımız herhangi bir olaya verdiği tepkidir. Bu tepki sonucunda harekete geçer, olumlu ya da olumsuz bir davranışta bulunuruz. Bundan yola çıkarak stresin aslında çok faydalı bir durum olduğunu çıkarabiliriz. Ve bu çıkarım stresin normal seviye de kaldığı tüm durumlarda geçerlidir.

Peki stres fazla olursa ne olur? Eğer stress normal durumdaysa bu yapacağımız işlerde bize pozitif bir enerji sağlar. Ama normali aşarsa yaptığımız işlerde bize engel olur, elimiz ayağımıza dolanır bazen de ruhi hastalıklar geçiririz.

Normal seviye nedir? Eğer stress işinize engel olmuyorsa normal seviyede demektir. Gönül rahatlığıyla iişlerinize devam edebilirsiniz.

Stresin sebepleri nelerdir? Stres bir çok şeyden kaynaklanabilir; fiziksel ( Bir şeyden korkmak), duygusal( ailen yada herhangi bir şey için endişeye kapılmak). Stresin neden kaynaklandığını bulmak genellikle stresle başetmenin ilk kuralıdır. İşte çeşitli stres türleri:

Yaşamsal Stres (Survival Stress): Sizi fiziksel olarak incitebilecek birilerini ya da birşeyleri gördüğünüzde vücudunuz bu durumla daha kolay başa çıkmanızı  ya da ondan kaçmanızı sağlayacak bir enerji açığa çıkarır. Buna yaşamsal stress denir.

İçsel (internal) Stres: Kendinizi hiç sizi ilgilendirmeyen konularda yada hakkında hiçbir şey yapamayacağınız şeyler için endişelenir buldunuz mu? Bu içsel stresdir ve anlaşılması ve başa çıkılması gereken en önemli stres türüdür. Bu türde dış etmenler değil de insanların bizzat kendileri stres sebebidir.  bu genelde başa çıkamayacağımız durumlarla karşı karşıya kaldığımızda ortaya çıkar.

Çevresel Stres: Bu çevremizde meydana gelen gürültü, kalabalık, iş ve çevreden gelen baskılardan kaynaklanır. Bu tür stresin farkında olmak ve başa çıkma yollarını öğrenmek azaltma da ve yok etmede çok önemlidir.

Bitkinlik ve Fazla çalışma: Bu tür stresin oluşması uzun zaman alır ve vücudunuz için çok ağır bir yük oluşturabilir. Bu evde işte ya da okulda çok fazla çalışmmaktan ve zamanı iyi kullanamamaktan kaynaklanabilir. Ya da dinlenmeye yeterince zaman ayırmamak bu tür stres için sebeptir. bu başa çıkılması en zor türlerden biridir çünkü insanlar bunun kontrolleri dışında olduğunu düşünürler.

Stres sizi nasıl etkiler: Stres hem beyninizi hem de vücudunuzu etkileyebilir, ve sizde yorgunluk halsizlik ve konsantre bozukluğuna sebeb olabilir.

Not: Bu yazıyı bilgilendirici ve genel kültür olarak kabul edin ve kaynak olarak algılamayın. Zira sadece kendi bilgilerimi geliştirmek adına yazdım. Daha sonra devamı gelecektir.

Tem 092008
 

Kpss 2008 de, eğitim bilimlerinde bir çok kişiyi şaşırtan sorulardan birisi de istasyon öğretim tekniğinin sorulduğu soruydu. Ben daha önce hiç karşılaşmadığım için yanlış yaptım. Çalışan insanlar ise sorunun ipucunun küçük bir detaya saklandığından olsa gerek yanlış yapmışlar. Neyse efenim, işte bahsettiğim soru:

Öğrenci merkezli bir yöntemdir. Öğrencilerde iş birliği,
yaratıcılık, başlanmış bir işe katkı getirme ya da işi bitirme,
katılımdan keyif alma, kurallara uyma, iletişim
becerisi geliştirme, özel yetenekleri ortaya çıkarma ve
üretme özelliklerini geliştirir. Çekingen öğrencilerin
sürece aktif olarak katılmalarını sağlar.
Özellikleri sıralanan bu yöntem ya da teknik
aşağıdakilerden hangisidir?

A) İstasyon
B) Rol oynama
C) Yaratıcı drama
D) Kaynak kişiden yararlanma
E) Görüş geliştirme

Eğik yazılmış kısım hariç tüm cümleler sanırım, tam emin değilim diğer şıkların ortak özelliklerinden. Öyle olmasa bile biraz zorlasak o kalıplara uydururuz :d. Ama sorunun anahtarı o cümle diye düşünüyorum. İşte sebebi, istasyonun tarifi:

Bütün sınıfın her aşamada (her istasyonda) çalışarak bir önceki grubun yaptıklarına katkı sağlayarak bir basamak ileri götürmeyi, yarım kalan işi tamamlamayı öğreten bir yöntemdir.

Sanırım şimdi sorunun cevabı daha basit.

Neyse madem başladık konunun diğer ayrıntılarına bir göz atalım. Efenim işte istasyon öğretme tekniğinin diğer özellikleri:

  • İstasyonlar öğrencilerin eş zamanlı olarak çeşitli öğrenme aktivitelerini gerçekleştirebilecekleri merkezlerdir.
  • Öğrenme istasyonları, sınıf tartışmalarını geliştiren yararlı bağımsız
    bir çalışma sağlar.
  • Öğrenme istasyonu, öğrencilere yeni bir konu öğretmede en önemli
    öğretme stratejilerinden biridir

Şimdilik benim için bu kadar yeter daha sonra gerek olursa konunun detaylarına girerim.

Tem 092008
 

2008 KPSS sınavına girdiğimi daha önce söylemiştim. Ve sınavın oldukça kötü geçtiğini ve bunun genel bir durum olduğunu da söylemiştim. Ve kpss ile ilgili bir karar almış bulunuyorum. Sevdiğim bir şeyle, blogculuk, sevmediğim bir şeyi, kpss çalışma, birleştirip ikisini bir arada yapmaya karar verdim. Sanırım buna eğitim bilimlerinde de premack ilkesi deniliyordu. Neyse bu bir sonraki konumuz olur şimdiki konumuz garcia etkisi.

Efendim Türkçe kaynaklarda bu konu yetersiz hatta yanlış anlatılmış. Bu yüzden sınava aşırı çalışan ve ezberleyen binlerce kişi kpss 2008 de çıkan şu soruyu yanlış yapmıştır.

Akşama doğru midesi bulanan Esra, öğle yemeğindeki
mayonezden zehirlendiğini düşünmüş ve bu olaydan
sonra uzun süre mayonez yememiştir.
Esra’nın uzun süre mayonez yememesi aşağıdakilerden
hangisiyle açıklanabilir?
A) İkinci derece koşullama (üst düzey)
B) Batıl davranış
C) Ayırt etme
D) Koşulsuz tepki
E) Olumsuz tat koşullaması (Garcia etkisi)

Türkçe kaynaklarda şöyle açıklanır konu;

Bir uyarana gösterilen tepkinin o uyaranla ilgisi olan diğer uyaranlara da gösterilmesi. Ör. Ali’ yi seven Ayşe’nin Ali’nin memleketini de sevmesi.

Bu açıklamadan yola çıkan sevgili arkadaşlarım malesef e şıkkını düşünülecek en son şık olarak gördüler ve yanlış yaptılar. Benim gibi hiç bir konu bilmeyenlerse “tat” kelimesinden yola çıkarak olsa olsa bu olur dediler ve doğru yaptılar.

Peki işin doğrusu ne. Doğrusunu bilmem ama bu sorunun cevabı yabancı kaynaklarda;

Garcia Etkisi; Bir organizmanın yediği ve yedikten sonra kötü hissettiği değişik tadı olan yiyecekten kaçınması. Olumsuz tat koşullanması (zehirlenme ya da etkilenme yiyeceği yedikten bir kaç saat sonra , hatta yiyecekten kaynaklanmamış olsa bile) yoluyla öğrenme tek bir denemeden sonra olur.

Sorunun istediği tam da bu kaynağa uyuyor. Orijinal yazıyı buradan okuyabilirsiniz. Sorunun cevabı neyleşmiştir sanırım. En azından benim için öyle oldu. Bundan sonra kpss sınavına blog aracılığıyla çalışacam. Umarım işe yarar, sevgili günlük…

Tem 062008
 

Bi ara mutluluku uzerine bir dizi yazi yazmaya karar vermistim. Amacim mahsun kirmizigulun ic karartici beyaz melek filmine karsi insan uzerinde olumlu duygular birakacak bir senaryo hazirlamak, firsat olursa da ilerde bu senaryoyu filme donusturmekti. Soyle bir cumle kurmusun yazida;

Ve kesinlikle film bittikten sonra insanları mutlu edecek içinde sıcak bir duygu uyandıracak bir film yapardım diye düşündüm

Google sayesinde kendi yazimi tekrar okuyabildim ve bu cumleden mutluluk uzerine ilk anlamimi cikardim. Bu benim mutluluk anlaminda ild ilerlemem oldu. `Mutluluk olumlu birseydir.`

Bu ne sacma fikir demeyin; biz yillarca polyanna kitaplari okuduk ve en olumsuz seylerin bile olumlu yanlari gormek icin zorlandik. O donemlerde yapacaklari pek birsey yoktu cunku olumlu bise yoktu, Bu yuzden hep olumsuzluklarla mutlu olmaya calistik. Ama iste benim yakaladigim ilk noktayi gozden kacirmis olduk; `Mutluluk olumlu birseydir.`

Kesfettigim ikinci sey ise mutlulugun beyinde baslayip beyinde bittigi. Bunu hafifde aciklamislar;

Artık hepimiz karanlıkta mumlar yakıp, yollara düştük mutluluğu aramaya.Kimimiz aşkta, kimimiz kariyerde, kimimiz tatilde…Kimimiz yogada, kimimiz meditasyonda, kimimiz NLP’de(ben de dahil) arıyoruz mutluluğu.Oysa bütün dalavere beynimizin içinde aslında.Kendi kendimizi mutsuz ediyoruz.Sonra da işin içinden çıkamıyoruz.Ruhumuzun kapılarını ”an’ ı yaşama” duygusuna kapatmışız da, bir de tutup mutluluğu aramaya kalkmışız sokak sokak…Gerekli ve gereksiz herşeyi beynimizin içinde yetiştirip; bazen boşu boşuna yer eksiltmişiz hafızamızdan…Ve hatta duyarlı olmamız gereken birçok olayı boşverip, küçük heveslere kaptırmışız kendimizi ve amaçsızca sürükleniyoruz…

Bu nokta gercektende onemli; mutluluk beyinde baslar beyinde biter. Kendimizi sadece ve sadece biz mutlu edebilir ya da biz mutsuz edebiliriz. Yine hafif de soyle bir cumle var;

Birine sinirlendiğimiz zaman ”benim asabımı bozma!” deriz.Oysa yaşanan ne olursa olsun,insan kendi asabını kendi bozar…

Oylseyse mutlu olmak ve olmamak bizim elimizde. Mutlulugu kontrol edebiliriz. Su an bunun arastirmasi uzerindeyim. Cozdugum zaman buraya yazarim. Siz bu arada mutlulugun direk ilgisi oldugunu dusundugum depresyon yazisina bir goz atin.

Tem 062008
 

William Shakespeare dunyada en cok taninan, kitaplari sinemaya en cok uyarlanan, oyunlari en cok oynanan vs… kisidir. Bu yonlerini hepimiz biliriz. Ama bu adamin bi o kadar da bilinmeyen ilginc yonleri varmis. Bu benim acimdan yaz okulunda arti not sizin icin genel kultur olabilir;

1. Shakespeare in gercek dogum gunu hic kimse tarafindan bilinmiyor.

2. Anne Hathaway evlendiklerinde shakespeareden 8 yas buyuktu ve 3 aylik hamileydi.
3. Shakespeare in yasaminin buyuk bir kismi hakkinda hicbir bilgi yok ve bu yillar kayip yillar olarak adlandiriliyor.
4. Shakespeare in babasi tefeciydi ve mahkemede yuksek faiizle para vermekle suclaniyordu.
5.Shakespeare in ailesinden kimse okuma yazma bilmiyordu.
6. Bir cok etkin yazar ve tiyatrocu bu oyunlarin shakespeare tarafindan yazildigina inanmiyor.
7. Shakespeare oyunlarinin hicbirini kendi yayinlamadi.

Tem 052008
 

Efenim, bildiğiniz yada bilmediğiniz üzere bu sene yaz okulu denen şeyle tanıştım. Dersin adı Learning and Teaching Drama gibi bişey. Yani tiyatroyla ilgili. Dersin adını bile tam bilmediğim için neden kaldığımı anlamışsınızdır. Neyse, bu hafta ilk dresimize girdik. Konu Romeo ve Juliet in o destansı aşk hikayesi.

Efenim, derste bu oyunu okuyup tartışıyoruz, vize ve final sınavları da bu konu üzerine yaılacak ikli makele olacağı içün, anladıklarımı buraya yazayım diyorum. Sizin de konu hakkında ilginç saptamalarınız varsa buraya yazmanızı reca edeceğim zira yazacağınız bir cümle belki de AA almamı sağlaryabilir.

İlk dikkatimi çeken Romeo Rosaline diye bir kıza sırılsıklam aşıkken Julieti görünce bir anda onu unutuyor ve Juliete aşık oluyor. Hemen burda yazdığım aşk yazıları aklıma gelmedi değil. Henüz aşk kavramını çözemeyenlerdenim. Ama hiçbir aşkında bir anda bittiğini ne gördüm ne okudum.

Acaba diyorum yıllarca aldatıldık mı? Yoksa Romeo Rosaline gibi Juliet le demi oynuyordu. Yoksa o salaklığı yapıp intihar etmeseydi Julieti de unuturmuydu?

Tam burada izlemediğim ama duyduğum Farklı bir Romeo Juliet oyunu aklıma geliyor. Romeo ve Juliet evlenseydi ne olurdu? Evlilik aşkı öldürür mü? Vs…

Böyle bir oyun yazılmış ve yazar ikilinin kesinlikle mutlu olamayacağı kararına varmış. Oyunun adını hatırlamıyorum ama Romeo ve Julietle ilgili kaç farklı oyun vardır ki? Bizim burada oynarsa mutlaka izlerim…

Tem 052008
 

Sevgili günlük, bugün arkadaşın biriyle bir kafeye mantı yemeye gidelim dedik. Dışarda masaya oturduk ve bir el işaretiyle garsonu çağırayım dedim. İşaretimi gören garson bazı anlamadığım işaretler yaparak yaklaştı; “Vay dostum nerdesin, nasılsın, neden bu kadar geciktin?” gibi laflarla elimi sıktı ve konuşmaya başladı. Bunun bir tür pazarlama tekniği  olduğunu bildiğim için bir kaç espri ile karşılık verdim;”Kendimi biraz özleteyim dedim?”…

Neyse mantı isteğimizi bildirdik, tam gitti derken geri geldi.  İçecekleri söyledik sonra tekrar gelip öğrencimisin falan filan… Yüzümde önceleri doğal duran gülümseme biraz sırıtmaya başladı. Sonra tavla oynayalım dedik. Zarın biri kayıp. Çaktırmadan diğer masadan alıp getirdi. Az sonra o masadakilerde tavla oynamak isteyince…

Neyse efendim, hesabı ödedik gidecez, adam başladı muhabbete. Falcısıyla çorbacısıyla tanıştırıyor. Bak bu kez olmadı tekrar bekleriz falan da filan. Tekrar öğrencilik meselesine döndü, kpss offfffff…..

Sonuç: İnsanlar ilgi ister ama herşeyin fazlasının olduğu gibi ilginin de fazlası sıkar. Okuyucularım arasında cafe işletenler varsa bu özellikle önemlidir. Kanımca :p

Tem 032008
 

Bugünlerde memleket meseleri hakkında yazamıyorum çünkü kişisel meseleler her tarafımı sarmış durumda. Sevgili günlük, kpss sınavını atlattık ama okulu henüz bitiremedik. Bugün yaz okulunun ilk dersine girdim ders eğlenceli geçmesine rağmen haftada bir olduğu ve bir buçuk ay boyunca süreceği için yaz okulu dönemi tam bir işlekenceye dönüştü.

Ben de fırsattan istifade bir haftalığına memlekete gideyim dedim ama malesef memlekette de hiç kimse kalmamış. Kendimi eskilerin deyişiyle zop aptalı gibi hissediyorum (Ne demek olduğunu tam olarak bilmiyorum).

Şimdi her zaman hayalini kurduğum yolculuğa çıkmak vardı. Yeni insanlar tanımak. Özellikle yabancı uyluklu olanlardan. Neyse okul büyük ihtimal eylül ayında bitecek, kpss sınavını da kazanamayacağım için hayalini kurduğum yolculuklar içün tam bir senelik vaktim oluyor. Umarım bu zaman diliminde hayalini kurduğum başka şeylere de kavuşabilirim :D

Ama olmadı, hayalhayal hayal… Nereye kadar sevgili günlük. Google baba bile bu kelimeyi arayanları bu siteye yönlendirecek bu kelime yoğunluğundan dolayı. Artık hayal kurmak değil hayallei gerçekleştirmek zamanı. puuuufffffffff. Ama nasıl1!!!!!

Haz 282008
 

Sevgili günlük, bugün ilk kpss sınavıma girdim. Pek bir beklentim olmadığı için rahattım ama bu rahatlık soruları kolayca çözmemi sağlamadı. Tarihi okumadan, cografyaya bakmadan, yasalardan anlamadan ( Biz daha 301 i çözemedik) bir kpss sınavını tamamladım. İçimden hayatımda yaşadığım en zor sınavdı diye geçerken; ki hiç çalışmadığım için sadece kendimi suçluyordum, etraftaki konuşmalar suçluluk hissimi biraz azalttı. Zira herkes sınavın çok zor olduğundan sözediyordu.

Bu girdiğim sınav ilk kpss denemem sayılır çünkü daha bir deneme bile çözmeden gerçek sınava girmiş bulunuyorum. Umarım sınav zordu diye mızmızlananlar benim gibi tembel tenekeler değildir zira inekler için zor geçen bir sınav benim için fırsattır.

Haz 272008
 

Bunlar sizin kalıplarınız , bunlar sizin düşünceleriniz.
Benim kafam bunlar yanlış diyor , asidir biraz küfrediyor.
Güneş hep doğudan mı doğacak neden ki ; belki yarın kıyamet kopacak.
Savaşan elbet hep olacak ki barışlar yarınsız kalacak.
İki kere iki dört edermiş , dünya neden beş diyor.
Gözlerin başka ağzın yalan söylüyor.

Kazdım dünya çukurunu yeraltında sesler gelir.
Sizin ruhlarınız bulanmış ne söylesem yalan gelir.
Devrimiz devir değil devredecek devir değil , gelecek bundan hiç emin değil.
Sayı saymak matematik bilmek değil.
Beyler size söylüyorum herşeye amin demek bize değil.

Uyanın artık narkoz mu yediniz ne.
Yemekle bitmez bu dünya düşünün be.
Kafanızı yerseniz o zaman rahat olun hade.
Gözleriniz görüyor o halde geldi saat.
Eğer kör taklidi yaparsanız sanıyor musunuz olu rahat ?
Beyniniz yok olur size verilen kuru bir vaat.
Söylüyorum işte size sözlerim tokat.
Bana yardım edin kalmadı millettetakat.
Günler bir uzar bir kısalır mevsim bir kış bir yaz.
Dünyaya aldırma o geçici bir haz.
Alem sana boyun eğer hep gerçeği yaz.

 

Haz 122008
 

“Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir…gider gelirdi.. Bu yerlerde demiryolunun her iki yanında ıssız, engin, sarı kumlu bozkırların özeği Sarı Özek uzar giderdi. Coğrafyada uzaklıklar nasıl Greenwich meridyeninden başlıyorsa, bu yerlerde de mesafeler demiryoluna göre hesaplanırdı. Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider gelir, gider, gelirdi…”

Gün olur Asra Bedel kitabı bu paragrafla başlar, bu paragrafla devam eder ve biter. Cengiz Aytmatovun okuduğum tek kitabıdır. Hikayesi ile değil de daha çok müziğiyle beni etkileyen yeşilçamın kültlerinden alyazmalım filminin onun kitabından uyarlandığını da sonradan öğrendim.

Onun hakkında sonradan öğrendiğim bir çok şey var, nobel ödülü aldığı gibi ( her ne kadar kapitalizme verdiği övgülerden dolayı aldığını düşünsem de) . Ve öğrenemediğim bir çok şey var. Ama en batan beri onun hakkında bildiğim tek şey var, iyi bir yazar ve vatansever olduğu.

Kitabında mankurtlardan bahseder, düşmanları tarafından kaçırılıp beyinleri yıkanan ve daha sonra anasını babasını kültürünü tanımayan insalardan. Onun için mankurtların büyük anlamı olmalı ama eminimki Türkiye de yaşasaydı bu kelime onun için çok daha anlamlı olurdu zira bu ülke onlarla dolu!

Cengiz Aytmatov’u kaybettik. Mekanı cennet olsun, Türk dünyasının başı sağolsun!

Haz 072008
 

Beni tanıyanlar bu başlık altında yazacak en son insanlardan biri olduğumu bilirler ama blogculuk bir yerde öğrenmek olduğu için bunu öğrenmenin bir parçası olarak kabul ederlerse beni daha iyi anlayabilirler. Neyse bu yazıyı aslında adamın biri kitap olarak yazmış ve başka bir adam da bu kitabı özetlemiş. İşte yazı:

İnsanlarla iletişimin temel yöntemleri:

1. Eleştirmeyin, ayıplamayın, şikayet etmeyin!

2. Dürüst ve samimi olun.

3. Diğer insanlarda istek oluşturun!

Kendinizi sevdirmenin 6 yolu:

1. Diğer insanlarla gerçekten ilgilenin ve ilgilendiğinizi onlara gösterin!

2. Gülümseyin!

3. İnsanlara ismiyle hitap edin, unutmayın ki bir insanın kendi ismi onlar için dünyadaki en tatlı sestir.

4. İyi bir dinleyici olun, insanları kendilerinden bahsetmeleri için teşvik edin.

5. Konuşurken karşıdaki insanın ilgilerini göz önünde bulundurun!

6. İnsanlara kendilerinin önemli olduğunu samimi bir şekilde hissettirin!

İnsanları kazanmak!

1. Bir tartışmayı kazanmanın en iyi yolu tartışmaya girmemektir.

2. İnsanların görüşlerine önem verin, hiç bir zaman “Yanlış düşünüyorsun” demeyin.

3. Tartışmalarda arkadaşça bir tavır alın ve öyle devam edin!

4. Düşüncelerinizi örneklendirin.

5. Dürüst bir şekilde empati kurmaya çalışın onların gözünden olayları değerlendirmeye çalışın.

6. Yanlış olduğunuz bir konuda itiraf etmekten çekinmeyin.

7. İnsanların yeterince konuşmasına fırsat tanıyın.

Bahsi geçen konuları 1936 yılında Dale Carnegie diye bir adam yazmış ve burada da özetlenmiş.

Haz 062008
 

Bu depresyon üzerine gitmeye devam ediyorum. Bu araştırmalar sayesinde kendi yazımı yazacak kadar bilgi sahibi oldum. Depresyon; insanın kendini mutsuz ve cansız hissettiği, hiç bir şeyden tat almadığı ruhsal bir durum olarak anlatıldı. Aslında doğru da ama işin biraz da biyolojik tarafı var. İşte depresyonun sebebleri:

Depresyonun sebebleri

1. Dönüşü olmayan kayıplar: Bu tabir, ölüm, boşanma gibi telafisi olmayan ya da imkansız gibi görünen sebebleri içeriyor.

2. Açığa vurulmayan kızgınlıklar: Depresyon içe dönük kızgınlık olarak da tarif edilebilir. Hiç kızmayan, sinirlenmeyen durum ne kadar kötü olursa olsun tepki vermeyen güzel insanların depresyona girme olasılığı daha büyüktür. İyi anlaşılır biri olmak başka şey, kızgınlığını gizlemek başka bişeydir. Kendini ifade etmeme durumu depresyona sebeb olabilir.

3. Biyolojik sebebler: Depresyonun biyolojik sebebleri de mevcut. Beyinde serotonin, dopamine gibi salgıların eksikliği depresyona sebeb olabilir. Bu salgılar beyinde ki sinir iletişiminden sorumludur ve eksikliği depresyona sebeb olabilir.

4. Genetik Sebebler: Genetik zayıflıklar deprsyona sebeb olabilir.

5. Kadın olmak: Kadınlar erkeklere göre daha çok depresyona girerler.

6.Stress: Stres depresyona sebeb olan önemli etkenlerden biridir.

7. Mükemmelcilik: Her şeyin mükemmel olmasını isteyenler ve gerçekçi olmayan planlar yapanlar depresyona daha kolay yakalanırlar.

8. Bağımlılık, diğer hastalıklarla mücadele ediyor olmak depresyon olasılığını arttırır.

Depresyonun Tedavisi

Depresyonun en iyi tedavisi bence bir psikoloğa danışmaktır. Hoş ülkemizde kendisi psikolojik sorunları olan bir çok psikolog mevcut olsa da… (ben bir kaç tanesini tanıyorum.) Ama çok sık depresyona giren biriyseniz zırt pırt psikologa gitmek zor olacaktır. zaten çevrede fazla yok. O zaman kendi kendinizi tedavi etmenin vakti gelmiştir.

1. Beslenme: Diğer depresyon yazılarına bakarsanız bunu en sona atarlar liste de ama bence en önemlisi budur. Sebebler kısmında bahsi geçen beyinde salıgılanan serotonin, dopamine gibi maddeler bazı besinleri fazlaca tüketilerek kazanılabilir. Peki hangi besinlerde olur bu maddeler? Şaşıracaksınız ama oğul otu, elma… Ayrıca omega yağları, b6 b12 vitaminleri, folid asid, C vitamini, magnesium maddelerinin bulunduğu besinleri tüketmeniz depresyon döneminde beslenme açısından iyi olacaktır.

2. Arkadaşlar, gezme-tozma: Depresyon dönemlerinde yalnız kalma isteği doğaldır çünkü yaptığınız hiçbirşeyden zevk almaz, kimseyle konuşmak istemezsiniz. Ama bu dönemi atlatmanın en iyi yolu bunları yapmaktır çünkü arkadaşlarla olmak bişelerle meşgul olmak kafanızdaki sizi depresyona götüren sebepten uzaklaşmanızı ve rahatlamanızı sağlar.

3. Spor: Halk arasında dolaşan genel bir kural vardır; Beyin çalışırken vücut, vücut çalışırken beyin dinlenir. Bu spor yaptığımızda beynimizin dinlenmeye geçmesini sağlar ve ruhsal sorunlarımızdan uzaklaşmmamızı sağlar.

4.Meditasyon: Meditasyon da etki bakımından sporla aynı sonuçları getirir. Sizin bir şeye odaklanmanızı sağlayarak sorunlarınızdan uzaklaşmanızı sağlar. Peki hiç denedin mi diye sorarsanız; hayır, denemedim :D

5. Kendini ifade etmek: Sebebler kısmında bahsettiğimiz gibi depresyonun sebeblerinden birisi kızgınlıklarını içine atmaktır. Bu sebebi yok etmenin yolu da kızgınlıkları vee duyguları göstermek olur doğal olarak.

Ben mi? Benim için tedavi çok basit. Sadece kendimi tedavi ettiğime inandırıyorum. Örneğin, çikolatanın depresyonu azalttığına inandırdım kendimi bir ara vve çikolata yediğimde garip bir şekilde mutlu hissediyordum. :D

Haz 062008
 

Adanalı hemşeri blogculardan henster, hergün duymaya alışık olduğum ama aklıma gelip de yazmadığım günlük dolmuş konuşmalarını derlemiş. Bence çok güzel olmuş, gülmekten bayıldım :D İşte birkaç örnek:

Kadın: Kızım dur ! Ben vereyim benim ki bozuk zaten…

Kızı: Aman ne olacak sanki nasılsa benimki de bozulacak, ben vereyim ! ! !

* Yolcu müsait bi yerde inmek ister ama dili sürçer:

* -Şoför bey mübarek bi yerde inebilir miyim ?

* -Şu ilerdeki caminin önünde bırakayım teyze seni…

Oğlum bu Eminönü’nden geçer mi ?

-Yok teyze biz Taksim’e çıkıyoruz.

-Hah tamam oğlum siz gidin ben gelmeyeceğim.

* Yolcu: Abi Heykel’e çıkıyo mu ?

* Şoför: Yok abi, yanından geçiyor.

Arkadaki aksi teyze öndeki uzun saçlı delikanlıya seslenir:

-Kızım şurdan bir kişi uzatır mısın ?

-Ben kız değilim !

Amaaaan ne bileyim kız mısın dul musun, uzat işte.

* Eve gitmek üzere Bakırköy dolmuşu bekliyordum.

* Sigaramın kalmadığı aklıma gelince önünde durduğum Tekel bayiine girecekken minibüs geldi. Apar topar bindim. Şoföre parayı uzatıp;

* – Bir Monte Carlo ‘ dedim ! Adam birkaç saniye yüzüme bakıp;

* -Abi bu Bakırköy’e gider ‘ diye cevap verdi ! İşte o an benim ve şoförün bittiği andı.

Devamını Henster.org dan okuyun inanın daha çok var :D