Serdar Ümit

Kozan'da doğmuş, Kozan'da yaşamış ve Kozan'da ölmeye niyetlenmiş kişilere kutsanmış anlamında Gozanlı denir. Gozanlı olunmaz Gozanlı doğulur. Bu da böyle biline...

Haz 012009
 

Sen Türksün paran geçmez sınırımda,
Tüm ihaleler israilin, paranı da algit.
Yazık seni doğurana,
Seni basacağına taş taşısaymış bağrında,
Ananı da al git.
Ey Türk evladı, kalmadı asalet artık damarında,
Unut geçmişini silindi,
Damarında akan kanını da al git.

bunu şuradaki şiire yorum olarak yazmıştım :)

May 152009
 

Coldplay, bilmeyenler için söyleyeyim irlandalı bir grup. Adından da anlaşılacağı gibi soğuk bir müzik yapıyorlar. Adıyla müziği bu derece özdeşleşen başka bir grup da bilmiyorum şahsen. Grubun “speed of sound” isimli şarkısı 2004 yılında avrupada en iyi şarkı seçilmişti. Son albümleri leftright‘ı sitelerinde ücretsiz olarak dağıtıma sunmuşlar. İndirin ve bana hak verin!

May 142009
 

Eurovision mudur ne zıkkımdır, hangi kanalı açsam o var, hangi bloga baksam bu olay anlatılmış. Hadisenin attığı her adım olay, giydiği elbise bir hafta konuşuluyor, hastalığına tüm Türkiye üzülüyor?

Kıskanıyormuyum ne? Bilinçaltım neler gizliyor benden bilmem, ama benim endişelerim başka. En azından bilinçüstünde olanlar. Kendi kendime ben hep şu soruyu soruyorum: “Nedir bu Türkiye’nin Eurovision hırsı allasen?”. Yaşı yeterli olan biri bana anlatsın, bu eurovision kompleksi nereden geliyor.

Hiç bir uluslararası yarışmayı bu kadar önemsemeyiz, örneğin bir satrançta bir bilimsel yarışmada dünyada derece yapsak kimsenin haberi olmaz. Kazanamazsak kimse üzülmez, bir şirketimiz bir başarı sağlasa gurur duymayız, bir askerimiz şehit olsa günlerce konuşmayız, ergenekon hariç hiç bir davayı bu kadar umursamayız. Ama güzel biz kızımız gitse tüm dünyanın önünde orasını burasını açıp, onların kendi dilinde kendi kültüründe vücudunun bilmem nerelerini sergileyerek bir ödül kazansa ayağa kalkarız. Sanki ödül bize verilmiştir, hayır efendim ödülü adamlar kendilerine veriyor, kendi kültürünü en iyi tanıtan yabancı kültüre. Adamları o kadar iyi taklit ediyoruz ki artık onlardan bile iyiyiz. Ama sadece böyle kıytırık meselelerde.  Nedir bu eurovizyon, neden bu kadar bağlıyız? Neden bu kadar kompleksliyiz?

Söylemeden geçememem, bugüne kadar örovizyonda çıkan hiç bir Türk şarkısı ilgimi çekmedi, ama 97 deki  Şebnem Pekerin Dinle şarkısı gerçekten beğendiğim ve aldığı ödülü hakettiğini düşündüğüm bir şarkıdır. Türkçe dilinde, kendi müzik kültürümüzü ( en azından Türkçe)  söyleyerek de bu ödülü kazanabileceğimizin kanıtıydı.

Amaa bu aralar gelip bana hadise düm tek müm tek demeyin furrim valla.

May 102009
 

Henüz aşk nedir sorusunun cevabını tam olarak verebilmiş değiliz. Aşkın şeklini bilemiyoruz henüz, kokusunu söyleyemiyoruz. Henüz resmini de çizemiyoruz ama tadını biliyoruz. Bir çoğumuz aşkın tadına varmıştır. Bazılarına tatlı gelmiştir bazen de acımsı bir tat bırakmıştır bazılarının damağında. Ama tadın türü ne olursa olsun unutulmamıştır sonraları.

Aşkın tatlı yönünü bilen bilir ama onun bir de acı yönü vardır ki, romanları yazdıran, mecnun olduran, dağ deldiren bu aşk türüdür; karşılıksız aşk.

Karşılıksız aşk öyle birşeydir ki yaşayana hayatı zindan edebilir, ölümü çekici kılabilir. Aşkı hastalık olarak tanımlayanlar bu yüzden bu sonuca varmışlardır. Ve kurtulmak için çözüm yöntemlerini sıralamışlardır. Örneğin ünlü tıp bilgini İbni Sina, aşık olunan kişinin aşığın yanında kötülenmesiyle bu aşktan kurtulunabileceğini, ya da ancak evlilikle biteceğini söylemiştir.

Hemen aklınıza o soru gelmiş olmalı, evlilik aşkı öldürür mü? Siz cevabınızı düşünün biz konumuza dönelim.

Ama malesef günümüzde o yöntem pek işe yaramayabiliyor. Bana sorarsanız bu derdin ilacı da yoktur. Sadece teselli yöntemleri vardır.

Önce benim yöntemleri sıralayayım sizlere o zaman.

Öncelikle reddedilmenizin en büyük sebebi beğenilmemektir. Beğenilmemenin de iki yönü vardır. Fiziki ve ruhi. Benim ruhum güze diyorsanız biraz düşünün. Gözlemlerime göre ilk bakılan her zaman fiziki güzellik.

Çirkin misiniz? Reddedilme sebebiniz bu mu? Yapmanız gereken ağlamak sızlanmak değil. Çevreden gelebilecek yakışıklısın güzelsin palavralarına da inanmayın. Kabul edin. Çirkin olduğunuzu kabul edin ve rahatlayın.

Demokraside bir kavram vardır, eşitlik. Ben eşitliğe en çok inananlardanım. Allah kesinlikle her insanı eşit yaratmıştır. Ama bu eşitlik aklımıza ilk gelen anlamıyla ya da bizim anladığımız şekliyle değildir. Üniversiteden bir gerizekalı, kadınlarla erkeklerin eşit olduğunu söylediğimde bana şöyle bir eleştiri yapmıştı, kadınların neden göğüsleri var, neden güçsüzler…

Kastettiğimiz bu tür bir eşitlik değil. Herkesin görevleri ve sorumlulukları vardır. Eşitlik burdadır. Ayrıca herkesin zayıf yönleri ve güçlü yönleri vardır. Çirkin olan biri çok zeki olabilir. Ayakları olmayan biri dünyayı değiştirecek buluşlar yapabilir.

Dolayısıyla ne yapmıyoruz, çirkiniz diye hayata küsmüyoruz.  çirkinsek çirkinlğimizi kabul ediyoruz ve güçlü yönlerimizi araştırıyoruz. Ve güçlerimizin üzerine gidiyoruz. Bu aşk anında pek de kolay olmayacaktır. Ama size vereceğim şu ipucunu en başta bilmeniz işinize yarayacaktır. Karşılıksız aşk kesinlikle geçicidir.

Bunu kesinlikle o poliyannacılıkla karıştırmamak gerek. Aslında her zaman bizden daha çirkin olan birilerini bilmek rahatlatıcı olabilir. Ama amacımız rahatlamak değil kurtulmak. Zira kendimizle başbaşa kaldığımızda aynı sorunlarla yüzleşmemiz kaçınılmaz. Dolayısıyla geçici rahatlamalar bizi rahatlatmaz.

İçimizde en ufak bir ümit bırakmıyoruz. Ümit insanlığa verilmiş en berbat hediyedir. Ona kavuşma hayallerini ateşe atıp yakıyoruz. Ona yazdığımız o saçma şiirleri, onun için kuruttuğumuz gülleri çiçekleri… Herşeyi. Ona ait ne varsa. Bu ilerde pişmanlık verici bir hareket gibi görünse de kurtulmanın tek yoludur.

Ve iyi olduğumuz alanda başarılı olmak. Bu uzun vadede inanılmaz bir değişimdir. Bir alanda başarılı olduğunuzda yanınızda ondan çok daha güzellerini bulacaksınız. Hoş bu sizi rahatlatmayacak, siz sadece sizi seven birilerini arayacaksınız ama en azından birilerinin sizi sevebilme ihtimalini hissedeceksiniz. Ki bu size verilecek en son öğüttür.

Evet, çivi çiviyi söker felsefesi burada işe yarayacak. Sizi gerçekten birini seven başka birini bulduğunuzda acılarınız tamamen bitecek ve dertlerinizden dolayısıyla karşılıksız aşkın ıztırabından kurtulacaksınız.

Tabii bunlar benim düşüncelerim. Bir de genel geçer yargılar var. Bunlar daha çok teselli niteliğinden öteye gidemeyen tavsiyeler bence. Ama insan her zaman farklıdır ve farklı yöntemleden şifa bulabilir. (aşk doktoru gibi konuştum anasını sataym:)

Bir sonraki güncelleme de başkalarının tavsiyelerini maddeler halinde yazacağım.

  • Onun size karşı sizinle aynı duyguları beslemediğini kabul edin. Onun sizi bir gün sevebileceği ihtimalini unutmazsanız yol alamazsanız.
  • Sizi neden sevmediğinin sebeblerini anlamaya çalışın. Bu bu olayı geçmişe gömerek iyileşmenize yardım edecektir.
  • Poitif olumlu bir duruş sergileyin. Bu durumun sizin sizi seven birinin olabileceği gerçeğini unutturmasına izin vermeyin.
  • Onunla aklınızı meşgul etmeyin. Arkadaşlarınızla ailenizle ve sizi seven kişilerle daha çok vakit geçirin.
  • Sizi meşgul edecek birşeyler bulun, hobinize vakit ayırın eğer yoksa bir tane hobi edinin.
  • Geleceğe odaklanın, geçmişte yaşamayı bırakın. Geleceğinize odaklanmak onu kafanızdan uzaklaştıracaktır.
  • İyi ve güzel taraflarınıza odaklanın. Birinin sizi sevmememesi sizin iyi özellikler taşımadığınız anlamına gelmez.
  • Hemen başkasıyla çıkmaya çalışmayın, bu sizin onu sürekli hatırlamanızı sağlar ve ayrıca kalbiniz başkasına aitken bir başkasıyla ilginelmek gerçekten iğrenç birşeydir.
May 012009
 

Bu obama büyük adam, kendi reklamını yapmayı çok iyi biliyor. Zaten seçimleri kazanıp adeta kahraman sıfatını kazanmasıyla bu ortaya çıkmıştı. Her amerikan başkanı gibi onun da foyası yakında ortaya çıkar.

Obama, beyaz saraydaki bazı sempatik hallerini sergilemek  için myspacete kendine sayfa açtırmış. Ve basketbol oynarken de çekilmiş bir video koymuş oraya.

Her siyahi gibi basketten anlıyor kereta. Şutlarda yüzde yüz isabetle oynuyor. Onla iddiasına bir şut yarışmasına girmek isterdim doğrusu.

Neyse bu videodan gördüm ki obama solakmış

Ne alakası var bize ne obama solaksa yaw diyeceksiniz valla haklısınız. Bize ne aq :)

Nis 272009
 

Sınava iki ay kaldı, ben çalışmayı tamamen bırakmışım, bugünkü deneme daha da moralleri bozdu. 120 soruda 40 yanlış yapılır mı, hiç mi bişe öğrenmedin 8 ayda? Eller gider mersine ben giderim tersine, bu sene de kazanamazsak işler yaş günlük. Hiç yardımcı da olmuyon :p

Nis 242009
 

Dün arkadaştan aldım haberi, başvurduğum thk kurslarından hiç biri hiçbirimize çıkmamış. Bu işlerin bir çeşit kontenjan, onlar öyle diyor, bizimkiler torpil diyor, ile yürüdüğünü söyledi. Neyse hayallerimizden biri şimdilik yatar. Ama peşini bırakmaya niyetli değilim.

Nis 212009
 

Bugün sınıfça bir pikniğe gittik. Dün mikail demişti yarın ben seni uyandırırım diye. Sabah o saatte geleceğini pek ummuyordum. Tamam dedim. Saban saat 7 30, o da ne tardu beni uyandırıyor. Lanet olsun gece de çok geç yatmıştım. Neyse fazla mızmızlanmadan kalktım 5 dk da hazırımö. Kahvaltı etmeden direk dersanenin önüne.

Yarım saat sonra herkes tamam. Arabalar hazır, 1 saate kadar et met, içecek hallediyoruz ve yola koyuluyoruz. Ve 20 dk aya da piknik alanındayız, dağılcak.

Ve güne, mükemmel manzaralı bir yerde mükemmle bir kahvaltıyla başlıyoruz, sonra oyuna dalıyoruz ve yoruluncaya kadar ki bu öğleden sonra ikiye denk geliyor çocuklar gibi oynuyoruz. Ve acıktığımızı hissedince tavukları mangala atıyoruz ve sonra patlayncaya birazcık kalana kadar yiyoruz. Sonra yine oyun.

Birgün sonra: Lanet olsun her tarafım tutulmuş, hamlamışım ve bir yerlerimde kırılma var gibi.

Nis 172009
 

Son derece sıradan bir gün. Ve de sıkıcı. O kadar sıkıldım ki acaba sıkıntımı azaltır mı diye erken gittiğim dersaneden de sıkılık dersten kaçtım. Bilmem neden ama üzerimde bir karamsarlık, bir pessimizm bir ağırlık var.

Ama kaydedilmesi gereken yer tabii ki bu değil. Küçük bir ayrıntı. 7 aydır didştiğimiz biri bana iltifat etti. Aman tanrım, her an ölebilirim.

Nis 142009
 

Vareden’in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat

Yıllardır bozu bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi’nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin arasına dikilir yesil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak Continue reading »

Nis 132009
 

Bu sıradan olmak olayına taktım bu aralar. Aslında senelerdeir taktığım bir konuydu ama bu aralar iyice ayyuka çıktı. Tam da diğer insanlardakii bu komplekslerin azaldığı döneme denk geliyor nedense. Biraz ters bir adam olduğumu biliyorum ama…

Neyse bir akım vardı bilirsiniz, farklı olma akımı. Bu akım biraz etkisini yitirmiş gibi görünse de hiç bir zaman yok olmaz. Farklı olmaya çalışmak sanırım insanın doğasında var. Ama normal olmanın, sıradan olmanın nesi kötü?

Diğer insanların, tanıdıkarımın, aksine hep farklı biri olduğumu düşünürdüm. Ama diğerlerinin yapacağı gibi bunla gurur duymazdım. Hep diğerleri gibi olmayı isterdim, sıradan olmayı. Onlar gibi düşünmek, onlar gibi giyinmek, onlar gibi oynamak vs… Sıradan olmayı bir mutluluk addederdim. Ama başaramazdım.

Başkaları oynarken ben başka bişe yapardım, onlar futbol oynarken ben basketbol oynardım, onlar eğlenirken ben ders çalışır, onlar ders çalışırken ben eğlenirdim. Anlayacağınız eller gider mersine ben giderim tersine.

Bu farklılık başka alanlarda da kendini gösterirdi. Ama şimdi hepsini sayamam tabii. Sonuç olarak bendeki farklılığın aslında herkeste olduğunu anlamam uzun sürmedi. Biz tüm insanlar farklı olmaya çalışıyorduk ama aslında biz zatren farklıydık ve istesek de benzer olamazdık. Bunun için ekstra çabalar harcamaya gerek yoktu. Örneğin farklılık olsun diye saç kazıtmaya, küpe takmaya, farklı bir cinsiyeti seçmeye…

Ama diğer taraftan biz benzerdik de. Herbirimizin ayrı duyguları paylaştığı, ayrı sorunlar yaşadığı, ayrı genler taşıdığı bir gerçekti. O yönden tamamen farklıydık ama bizim farklılığımız zebralardaki farklılık kadardı. Yani çizgilerde, o yüzden farklılığımız pek göze batmıyordu o yüzden de farklı olmak için çabalıorduk.

Diğer taraftan benzerliğimiz yine zebralardaki benzerlik gibiydi. Hepsi birbirine benziyordu da bizim çok benzettiğimiz derilerindeki o çizgilerin tamamen birbirlerinden farklı olduklarını farkedemiyorduk. Farklılığımız benzerliğimizden daha az dikkat çekiyordu. O yüzden hep farklı olmaya çalışıyorduk.

Nis 102009
 

Einstein izafiyet teorisini çözmüş ama kadınlar hakkında bir soru sorulduğunda:” İzafiyet teorisini buldum ama henüz kadınları çözemedim.” demiş. Yani anlayacağınız kadınları çözmek için zeka yetmiyor, zekadan daha farklı bir şey lazım. Merak etmeyin o bende var. Büyük sırrı açıklıyorum, kadınları çözdüm. Tarihe geçmeye hazırım :)

Şaka bir tarafa, Peygamber Efendimizin (S.A.V) in kadınlar hakkında daha doğrusu anneler hakkında söylediği bir sözü vardır ki herkesin dilinde pelesenk olmuştur. Ben de bir çok kez söylediğim halde anlamını yeni kavradım. “Cennet anaların ayakları altındadır.” İşte kadınlar hakkında bir türlü çözemediğimiz gerçek bu sözde gizli.

Neden, cennet kadınların ayakları altında değil de anaların ayakları altında? Analar da sonuçta kadın değil mi? Burada bir fark yok gibi görünse de aslında çok büyük bir fark var. Yani anne ve kadın arasında büyük bir fark.

Şöyle açıklayayım, insanda kendilerini merkezde gördükleri,, herşeyi kendilerine göre hesapladıkları yani benmerkezci oldukları iki dönem vardır; birincisi 2-6 yaş arasındaki çocukluk dönemi, diğeri 12-18 yaş arasındaki ergenlik dönemi. Bu dönemlerde insanlar kendilerini kainatın tam ortasında görürler. İşte insanlarda iki dönem halinde görülen bu egosantrizm kadınlarda ömür boyu devam eder. Bunu bozacak tek bir durum vardır. Boşuna aklınızdan aşk meşk zırvalıkları geçmesin. Kadınlar sadece anne olduklarında kendilerini bir kenara bırakır ve sadece o zaman egosantrizmi bir kenara bırakıp bir şeyi canlarından dahi üstün tutmaya başlarlar, yavrularını.

İşte cenneti kadınların ayaklarının altına getiren şey budur, annelik. O yüzden sayın erkekler kadınlardan karşılıksız bir şeyler istemeyin alamazsınız. Diyeceksiniz ben aldım, ama kardeşim orda muhakkak senin görmediğin bir karşılık vermişsindir de sen bilmezsin. Karşılıksız bir şeyler alabileceğin tek kadın annendir.

şimdilik kadınlar üzerine bir kaç söz yeter size:

Kadınlar gülebildikleri zaman gülerler, istedikleri zaman ağlarlar. İngiliz Atasözü

Kadına inanan, kendini aldatır. İnanmayan da kadını aldatır. Çin Atasözü

Kadın,çalındıktan sonra duvara asılacak bir keman değildir. Alman Atasözü

Bir toplumun gelişmesini görmek için, önce o toplumdaki kadınlara bakınız. Napoleon Bonaparte

Kadınlar erkeklere söyleyeceklerini gözleriyle söylerler. Alphonse Daudet

Kadınlar zayıftır, ama analar kuvvetlidir. Victor Hugo

Hiçbir süs ve makyaj bir kadını, analık sevgisi kadar güzelleştiremez. Emile Zola

Kadının en büyük vazifesi analıktır. M. Kemal Atatürk

Erkek savaş için yaratılmıştır, kadın ise savaşçının dinlenmesi için. Andre Morris

Erkeği erkek yapan kadındır. Emile Zola

Erkek olmadığıma memnunum; yoksa bir kadınla evlenmek zorunda kalacaktım. Madame De Stael

İyi bir kadın bir erkeği etkiler, zeki bir kadın onda ilgi uyandırır, güzel bir kadın büyüler, anlayışlı bir kadın ise ona sahip olur. Helen Rowland

Kadın kendi başına ne gül goncasıdır, ne de diken. Koklamasını bilirsen gül, tutmasını bilmezsen diken olur. Refik Halit Karay

Kadın, insanın gölgesi gibidir; kovalarsanız kaçar, kaçarsanız kovalar. Chamfort

Bir erkek ölürken kıpırdayan son yeri, kalbidir. Bir kadın ölürken, dili. George Chapman

Tanrı kadınlara geçmişi ve geleceği, erkeklere ise yaşadığı günü armağan etti. Kadınlar geniş bir zamana yayıldıkları için huzursuz, erkekler daracık bir zamana sıkıştıkları için anlayışsız olurlar. Ahmet Altan

Kadın her şeyi affeder fakat asla unutmaz. Konficyus

Kadın, erkeği kılıçsız zapteder ve ipsiz bağlar. Tolstoy

İlk tutkusunda kadın aşığını sever; ondan sonrakilerde ise sevdiği hep aşktır. Lord Byron

Çirkin kadın diye bir şey yoktur, yalnız güzel gürünmesini bilmeyen kadın vardır. La Bruyere

Öyle kadınlar gördüm ki bir şiirle evlenmek için bir romandan vazgeçmeye hazırdırlar. John Keats

Güzel bir kadın göze;iyi bir kadın da kalbe hoş görünür.Birincisi pırlanta,ikincisi de hazinedir. Napoleon Bonaparte

Kadın olsun, kitap olsun cildine aldanmayıp içindekilere bakılmalıdır. Cenap Şehabettin

Erkekler yaşlanır, kadınlarsa değişir. Goethe

Kadınların saklayabildikleri tek sır, bilmedikleri sırdır. Seneca

Bir kadın otuz yaşına geldiğinde poposuyla yüzü arasında bir tercih yapmak zorundadır. Coco Chanel

Kadın psikolojisini otuz yıldır incelememe rağmen büyük bir soruya cevap bulamadim. Gerçekte kadınlar ne istiyor? Sigmund Freud

Kadınlar güçsüz olana kendini bir ödül, güçlü olana bir eşya gibi sunar. Cesare Pavese

Nis 082009
 

Zamana dargınım ben,
O yüzden doğum günümü unutur,
Günlüğe sırasız yazarım.
Zamana kırgınım ben,
Seni benden ayırır,
Ateşsiz çırasız yanarım.
Saniyeler yıl olur,
Ana dönüşür yıllarım,
Mutluluklar kısalır,
Uzadıkça uzar acılarım.
Zamana küskünüm ben,

Nis 072009
 

Son zamanlarda sağlığım pek yerinde değil. Bir grip olayını üç haftada zor atlattım. Ama doktora gitme nedenim grip değildi, gözlerimdi.

Herhalde, hiç bir sorun beni gözlerim kadar endişelendirmezdi, Allah korusun, son zamanlarda odaklanma ve görme sorunları yaşadım. Ve gözlerimin yaşardığını ve yorulduğunu gördüm. Doktorluk işti. Bu gün de doktora gitmeye karar verdim ve gittim.

Ama hikayenin ilginç tarafı daha başka. Bu hayatımda, lisede rapor almak için gittiklerim hariç, kendim için ikinci doktora gidişim. İşin garibi kendini pek de belli etmeyen bir doktor fobim varmış. Neyse bugün gittim ve fobiyi yendim ama ilk gidiş hikayemi mutlaka bilmelisiniz.

Doktora ilk kez lise ikinci sınıftayken gittim. Kantinden bir simit alıp yemeye çalıştığımda ağzımı yeterince açamadığımı farkettim. Neyse geçer dedim geçmedi. İşler daha da sarpa sardı. İkinci gün sevki aldığım gibi kendimi hastanede buldum. Önce sağlık ocağınan geçmek gerekiordu o zamanlar.

Neyse doktor beni, ortopedi bölümü olmadığı için Adanadaki Numune hastabesine sevk etti. Gittim, ilk gün hastaneye gitmedim, ikinci gün ise doktorların grevde olduğunu öğrendim. Ve doktora görünmeden geri geldim. Ve ilk doktor maceram böyle sona erdi.

Şu an aradan 6 sene geçti ve ben tekrar doktora gittim. Bu kez daha şanslıydım ki doktoru görebildim. Neyse ki gözlerimde önemli bir hastalık yokmuş. Rahatladım ama görme bozukluğum hala devam ediyor, doktorun verdiği damlayı kullanıorum. Geçmezse ki doktor fobim de geçti, o doktorun elimden çekeceği var :)

Nis 042009
 

Bugünlerde kendim hakkında birşeyler keşfettim. Günlüğe yazdığım zamanlar genelde mutsuz olduğum zamanlara denk geliyor. Buraya kadar herşey tamam gibi görünüyor ama bir diğer keşif herşeyi altüst ediyor. Ben günlüğe yazmadığım zaman da mutsuzum. Sonuç: Ben her zaman mutsuzum. İşte günün sonucu dersi, kısssadan hissesi; Ben her zaman mutsuzum. Eğer bir gün buraya çok mutlu olduğumu yazarsam sakın inanmayın, Çünkü ben mutsuzum.

Neyse, bugün bu sayfayı saçma sıradan şeylere ayıracağım. Giriş kısmından bunu anlamış olmanız gerekiyor zaten. Oldukça monoton bir hayat sürdüğm için hayatımda olağanüstü şeylerin olması biraz zor.

Sadece gelelim, bizim sınıfta bir kız var. Adı, boşverin. Ama aramızın her zaman kötü olduğu biri. Daha önce benim internetteki bu blogdan haberdar olmuş ve arada bir de dalgasını geçmek adına laf sokar bana. Neyse geçenlerde yanıma geldi ve bana bir kaç sıradan soru sorduktan sonra, bunları da sevgili günlüğüne yazarsın dedi. Her zaman birbirimize laf soktuğumuz için, sıra da bendeydi, ben günlüğe sıradan şeyleri yazmıyorum dedim.

Gülümsedi ve aşkolsun, ben sıradan mıyım dedi. Ben de hiç düşünmeden evet dedim. Ve alınmış gibi yapıp gitti.

Evet arkadaşım, sen sıradansın, ne kadar farklı olsan da sıradansın, hepimiz gibi. Hepimiz farklı özelliklere sahip insanlarız, ama sonuçta insanız ve bu dünyada oluş amacımız aynı. Dolayısıyla sıradanlık bizim yaşama sebebimizde var.

İşte bu yüzden, sıradan biri olarak bu sıradan sayfayı sana ayırdım. Umarım hakkımdaki önyargılarını değiştirir bana da sıradan biri gibi davranmaya başlarsın.