Serdar Ümit

Kozan'da doğmuş, Kozan'da yaşamış ve Kozan'da ölmeye niyetlenmiş kişilere kutsanmış anlamında Gozanlı denir. Gozanlı olunmaz Gozanlı doğulur. Bu da böyle biline...

Nis 302011
 
o_cocukta-duygusal-sorunlar-saldirganlik-252

Hemen hemen herkesin başına gelmiştir bu olay; bir kelime düşünürsünüz ve o kelimeyi içinizden tekrar edersiniz ve bir süre sonra kelime anlamsızlaşır, onunla birlikte birçok şey anlamsızlaşır, kafanız karışır ve kafanızı şöyle bir silkeleyerekten kendinize gelmeye çalışırsınız.

Günümüzde bir çok hastalık var, bir çok sorun var ama bunların büyük çoğunluğu hızlanan yaşamın ağırlığı artan günlük sorumlulukların ve kısalan zamanın getirdiği duygusal sorunlardır. Ve bunların en önde gelenleri stress ve depresyondur.

Bunlardan kurtulmanın gerek biyolojik gerek psikolojik bir çok yöntemi var. İnternette basit bir araştırma yaptığınızdakarşınıza birbirine benzeyen bir çok çözüm önerisi çıkacaktır. Onları uygulayıp geçici polyanna çözümlerine teslim olabilirsiniz ya da yazının devamını okuyarak gerçek çözümü bulursunuz :)

Bir, teori vardır ki matrix filminin de konusunu oluşturur. Aslında gördüğümüz, duyduğumuz, tattığımız, dokunduğumuz şeyler beynimizin arka kısmındaki bir bölümde gerçekleşir. Bu herşeyin beinde gerçekleştiği, aslında fiziksel olarak öyle bir durumun olmadığına dair bir teoridir. Yani aslında bir ağaç gördüğümüzde gerççekte orda ağaç yoktur, ağacı beynimizde biz oluştururuz gibi…

Bu teori ne kadar doğrudur tartışılır ama gerçek olan bir tarafı var; duygularımız beynimizde oluşur ve kontrol edilebilir.

Beynimizde tekrar edip de anlamsızlaşan kelimeleri düşünün, kelimeler anlamını kaybeder çünkü ona o anlamı veren beynimzdir. Aynı şekilde duygularınıza da dışardan bakabilme yeteneğini kazanırsanız, acı hüzün, keder, depresyon, kızgınlık, stress… gibi duygular anlamsızlaşır ve bu zayıflıklara karşı kendinizi güçlü hissedersiniz.

Amaa….

Bir dezavantajı var. Bu duygulara mutluluk da dahildir. Mutlu olduğunuz anlarda bu gücü kullanırsanız bu duygu da anlamsızlaşır, ve bunu bir yaşam sitili haline getirdiğinizde aslında mutluluk hissine de elveda demiş oluyorsunuz….

Nis 302011
 
terazi-adalet

Özgürlük için “insanların haklarını kısıtlamadan, başkalarına rahatsızlık vermeden istediğini yapabilmesidir” tanımı yapılır. Ama artık hakların da bir tanımı olmalı (öncekilerden farklı): “İnsanların başkalarının özgürlüklerini kısıtlamadan birşeyler yapabilmesidir”. Ve özgürlük haklardan önce gelmelidir. (Sınırsız özgürlük değil tabii ki)

İnsan hakları, vatandaşlık hakları, kişi hakları, kadın hakları, çocuk hakları… Haklar yüzyıllar boyunca insanoğlunun en büyük sorunu olduğu kadar, kazanmak uğruna en çok çaba harcadığı şey olmuştur. Benimde en büyük savunmalarımdan biri olmuştur, nerde bir terslik olsa “Bu insan haklarına aykırı!” gibi itirazlarım hep olmuştur. Haklar konusunda herşey aklıma gelirdi de, birgün aleyhte bir yazı yazacağım gelmezdi.

İnternet geldi, mertlik bozuldu diyen çok, ama internet özgürlüktür diyen de az değil. Sansürün her türlüsüne açık olan da var kapalı olan da. Buraya kadar sorun yok, ama yasalarla kazanılan haklar insanları sessizleştirmeye, susturmaya başladığı zaman sorun ortaya çıkıyor.

Çok yakın zamana kadar, insanlar en azından internette istediklerini söylüyor, istediklerini eleştiriyor ve sürüp gelen çarpıklıklara karşı tavır alabiliyordu. Ama kişisel haklar adı altında açılan davalar artık sınırlar içerisindeki eleştirilere bile fırsat vermiyor. İnsanlara kendilerini savunmak ve dokunulmazlık adına o kadar çok hak verilmiş ki artık bu haklar başkalarının özgürlüklerine engel olur olmuş.

Yıllardan beri internette günlük tutarım ve her konuda yazılar yazmışımdır. Eğer bu yazıları zamanında silmiş olmasaydım belki de bugün açılan davalardan biri de beni bulacaktı.

İnsanlar kızar, tartışır hatta kavga eder. Bu ilk insandan beri olan, insanın doğasında olan birşeydir. Şiddet yanlısı hiç değilim ama sinirlendiğiniz anda ettiğiniz bir küfür kadar insanı rahatlatan birşey yoktur. Ve siz insanlara artık sinirlenmeyin, kimseye kızmayın, kimseyi eleştirmeyin susun diyorsunuz.

Bu yasaları çıkaranlar, bu davaları açanlar bence kendi insanlığını unutmuş, kendi söylediklerine bakmadan, insan doğasını tanımadan konuşanlar. Onlar bilmiyorlar mı ki bstırılmış duygular birgün bir küfürden çok daha büyük isyanlara sebeb olur?

Günülük hayatta pek şiddet yanlısı olmayan,güler yüzlü, sakin, sabırlı bir insan olarak bilinirim. Buna rağmen özgürlüklerin artması taraftarıyım ve hakların insanları susturmak için kullanılan bir silaha dönüştürülmesine karşıyım. Bu yazıyı yazarken bile içimde beliren acaba başıma bir iş gelir mi korkusunun en byük düşmanıyım…

Nis 162011
 
insan_kaynaklari_yonetimi_ilan

Kozanın yerel ilan ihtiyacına cevap verecek bir proje olan kozanilan.com deneme yayınlarına başladı. Her türlü ilanlarınızı ücretsiz olarak yayınlayarak ürününüzün satışını, kiralanmasını hızlandırabilir ya da aradığınız ikinci el eşyaya daha ucuza ve daha kolay bir şekilde ulaşabilirsiniz. Ya da sadece işçi ce iş arayışlarınız için göz atabilirsiniz.

Siz de ilan vermek ya da ilanlara gözatmak için tıklayın: kozanilan.com

Kas 142010
 
163603_10150143773076241_114612861240_8425907_4783365_n

Arkadaşlardan birinin biraz çılgın biraz hayalperest projesi için yukarı çarşıda dükkan arayışına çıktık. Resimlerini çekip bu arkadaşa yollayacak, o da eğer projesi için uygunsa gelip değerlendirecekti.

Herşey, belediyenin burada ticareti canlandırmak için destek verdiği haberiyle başladı. Aklımda fotoğrafçılık alanında bir proje vardı ve belediyenin vereceği destekle bunun gerçekleşebileceğini düşünmüştüm. Projemi arkadaşa aktardığımda o biraz değiştirmiş ve kendi projesini oluşturmuştu. Fransız usulü bir kafe-kıyafet karışımı bir mekan… Bu arada arkadaşın yurtdışı bağlantılarının olduğunu da hesaba katmalıyız…

Neyse aldık fotoğraf makinamızı ve düştük yollara… Yukarı çarşıdan başladık işe… Gördüğümüz tüm boş dükkanları çekiyorduk, bu arada bizi görenler ya gazeteci sanıyor, ayağa kalkıyor, ya da turist sanıp helloo diyerek selamlıyordu. Eğlendik ama esnafa kulak verdiğimizde, belediyenin çabalarının haklı ve yerinde olduğu ama eksik olduğunun farkına vardık.

Buraların canlanması için belediye çevre düzenlemesi hakkında üzerine düşnenin çok daha fazlasını yaptığını zaten biliyoruz, hatta son zamanlarda dükkan kiralarına kadar yardım yapmaya başlamış. Zaten ucuz olan dükkan kiraları ki 250 liradan başlıyor, bedavaya geliyor.

İnsan belediye daha ne yapabilir diye düşünüyor ama esnaf ekliyor. Herşey güzel hoş da, dükkan kiraları bedava da olsa nafile çünkü buraya insan gelmiyor, diyor.

Ve ekliyor, buraya insan gelmesi için resmi binaların tıpkı tarihte olduğu gibi buraya taşınması gereklidir diyor. Esnaf abimizin fikrine artısını eksisini düşünmeden katılıyoruz. Ve belediyeyi kutluyoruz çabaları için…

Eyl 282010
 
b-115025-yanılgı

Bazen yanılmış olmayı istersin, o gördüğüm karakter, o yaşadığım olay filmlerden fırlamış kötü adam, gecelere sığmamış bir kabustu demek istersin. Kabullenemezsin ne kendine ne de rüyalarında kalan saflığıyla bu lanet dünyaya yediremezsin.

Bazen yanılmış olmak istersin, tüm bunlar benim kuruntum, gerçek bambaşka. O kadar olumsuzum ki, olumsuz olan herşeyi çekiyorum, tam zıddı olması gerekirken.

Bazen çıkarımlar yaparsın, işittiğin bir sözden, okuduğun bir kitaptan, gördüğün bir haberden… İyiyse sorun yok da bazen tutturursun sonunu. Başarına sevinemezsin yıllardır yapmaya çalıştığın bir şeyi başardığında, insanları anladığına, kendini anladığına sevinemezsin, keşke yanılmış olsaydım dersin.

Bazen yanılmış olmak istersin, çocukluktan beri içinde büyütüp süslediğin, inanmaya kıyamadığın ideallerin suya düştüğünde, kahramanlarının aslında alçak birer pislik olduğunu öğrendiğinde, dünyanın aslında tam bir tuvalet olduğunu gördüğünde, gözlerine inanmazsın, inananamazsın. Yanılmış olmayı dilersin.

Kendimi ve insanları tanımaya başlıyorum. Vardığım her karar olumsuz, her insan hayata at gözlükleriyle bakmakta. Eski erdemler solup giden bir akşam güneşi gibi herkes sırtını dönmüş çoook uzaklardan doğacak güneşe bakkıyor. Halbuki güneş daha arkalarında…

Sözün özü, bu aralar hergün yanılmış olmayı arzuluyorum.

Eyl 272010
 
sıkıntı

Bağımlılıklar belki de hayatımızı yönlendiren en önemli cemcuk yapılı kavram. Tam zıddı bağımsızlık ise tek başına kullanıldığında hayatınızda yıkıcı etkileri olabilir. Zıtlıkların ortasını bulmak başlı başına bela. Bir taraftan bir tarafa savrulmaksa başınızı döndüren etkisinden hoşlanmayacağınız, sonu başağrısıyla biten mide bulantılı iğrenç bir sarhoşluk durumu.

Ne yapmak lazım azizim. yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal. Sağa gitsem kurtlar sola gitsem çakal. Geriyi hiç düşünmüyorum bile. Tek yol var o da sikimin doğrusu. Onla başlanılan bir işin de hayırla biteceğini söylemek, küfürle eş.

Ne yapsam nereye gitsem bilmem ki. Derinnnn bir nefes almak isterim, ortalık yanık apış arası kokuyor. Dağların zirveleri bile artıkferahtan çok uzak. Serinlik mi, belki cehenmmen artık daha serindir. Sonumuz yakın mesafe, hem o türlü, hem bu türlü.

Ne yapsam nereye gitsem nasıl etsem, kendini belli etmeyen bir yalnızlık var çevremde. Yalnız olduğumda içimden gelen o ses artık yok. Her neyse o, beni terketti artık belli. Kalabalıklar yalnızlık, yalnızlıklar tam yalnızlık artık.

Sildim üzerimdeki bağımlılıkları, bir de alışkanlıklar edinebilsem bağımlılıkları unutturan. Hoş onlarda ilerde yeni bağımlılıklar doğuracak ama ben çivi çiviyi söker felsefesinden vazgeçeyeceğim. Ve… Çivi çiviyi hiç bir zaman sökmeyecek.

Ağu 142010
 
n212118656001_9231

Ermeni sorunu ve bunun dünyadaki yansıması, Türkiye üzerindeki baskılar ve en önemlisi gerçekler hakkında hepimizin bir fikri var. Gereğinde kalbimizle çoğu zaman dilimizle de buğz ediyoruz yapılanlara. Ama yeterli mi?

Bu sorunun cevabını Osmanlı Devletinin ermeni sorunu üzerine tuttuğu bir raporun günümüz Türkçesine Kozanlı yazar Bülent küçüktepe tarafından çevrilmiş, Ermeni Komitelerinin Amaçları ve İsyanlar kitabını okuduktan sonra daha kolay cevab verebiliriz.

Kitap 1800 lü yıllarda Osmanlı Devletinin zayıflamasıyla, Yabancı devletlerin de maddi ve manevi yardımları ile ermeni milletinin beynine sokulan ve ermeni komitelerinin körüklediği, ihtilal düşüncesini, bu düşünce uğruna yapılanlar ve komitenin çalışmalarını detaylı bir rapor halinde incelemiş.

Yazar bu raporun ermenilerin mavi kitap diye adlandırdığı ermeni yalanlarına kanıtlarla ve gerçeklerle dolu bir cevap niteliği taşıdığını söylüyor.

Bu gerçekleri okurken bazen kendi insanlığımızdan nefret edecek, bazen nefretimiz tüm ermenistanı ruhumuzda eritecek kadar büyüyecek, bazen, özellikle de kitabın sonuna doğru yapılan mezalimler karşısında gözyaşlarınızı tutamayacaksınız.

Ve en sonunda başta sorduğumuz sorunun cevabını bulmuş olacağız; Yeterli mi? Hayır değil, ermenilerin yaptıkları karşısında bizim kalple ve dille yaptığımız buğzun lafının bile olamayacağını anlayacaksınız.

Yazar aslında kendi imkanları ile bastırdığı kitapla bence bu mesajı veriyor. Ermenilerin içi yalanlarla dolu binlerce kitabına karşılık içi tamamen gerçeklerle dolu bu kitabı hediye ediyor.

Kendisine Teşekkür ediyoruz. Umarım böyle çalışmalar daha da çoğalır.

Tem 042010
 

Kazım Özgan iyisiyle kötüsüyle iki dönemdir Kozanımıza Belediye Başkanlığı yapıyor. Şehrin görünüşüne verdiği önemden ve yaptığı yoğun çalışmalardan dolayı halk arasında lakap bile takıldı. Kendisini en çok eleştirenlerden de biriydim altyapı sorunları yüzünden: Kazım Özgan neyi güzel yaptı, neyi yapmadı?

Geçenlerde Kozana yabancı bir arkadaşla Kozana geldik. Kozanı hayatında birkaçdefa görmüş, en son 5-6 sene evvel. Yollarda gezerken şaşkınlığını gizleyemedi, helal olsun bu başkana ne kadar değiştirmiş Kozanı dedi. İtiraf etmeliyim o ana kadar Kazım Özgan hakkında hiç öyl düşünmemiştim, çünkü ben ne zaman belediye başkanını düşünsem yarım saat içinde ırmağa dönen yollar gelir aklıma.

Gördüğüm diğer belediyelere de bakınca, ki bu belediyeler çok uzakta değiller, belediyemizin yaptığı çalışmalar göz önüne çıkıyor. Bu yüzden, Sayın Başkana teşekkürlerimi sunuyorum.

May 172010
 

Fenerbahçe’yi Neden Kimse Sevmez ki (fenerliler hariç)? Ben düşündüm ve analizlerim sonucunda bir çıkarımda bulunabildim. İşte o sonuç (tebrikler Bursa) :

Şampiyon olmadan tur atarlar, tüm kupaları önceden rezerve ederler, burunlarının büyüklüklerinden önlerini göremezler, tüm başarılarında kendilerini ilah gibi görürken başarısızlıklarında savunma mekanizmaları tıkr tıkır işler, tüm rakipleri küçümser, akıllarınca dalga geçerler, kimse onları sevmeyince de kıskanıyorsunuz, eziksiniz vs derler… Amaa…

Sizce bu fenerbahçenin psikolojisinin altında yatan nedir?

Doğru tahmin, eziklik… Nerden gelen eziklik biliyormusunuz, büyük komutan sounessin kadıköye bayrak diktiği günden kalan eziklik. Fener o gün bugündür bunun altından kalkmaya çalışıyor, ama olayı tamamen yanlış anlamış; o gün sounessin yaptığı bir zafer kutlamasıydı, onurlu ve haklı, fenerin yaptıkları ise eziklik ve intikam ateşiyle yanan bir kor. Bu eziklik, rakibin sahasında hayasızca küfür etme, götüyle top tutup rakiple dalga geçme, saha kazma, maç kazanma için her yolu mübah görme gibi ahlaka sığmayan onuçlar.

Ey Fenev, Söyle GS seni neden kıskansın, sana neden hased etsin, Galatasaraydan bir kaç galibiyet harici ne üstünlüğün var. Şampiyonluk eşit, diğer tüm kulvarlarda önde…

Diğer tüm taraftarlar seni sevmiyorsa bu senin kompleksinden ve terbiyesizliğinden kaynaklanıyor. Önce adam ol ki sevilesin, saygı göresin, böyle giderse şampiyonluğunu tebrik eden bir dost eli bullamayacaksın ve kendi …  pardon komleksinde boğulacaksın….

Şub 132010
 

Kozan yöresinin zengin bir mutfak kültürü vardır Mutfak kültürünün bu kadar zengin ve güzel olmasının sebebi, çeşitli kültürlerin etkisinde kalması ve onların yemekleri ile kendi yemeklerini damak zevkine uygun olarak birleştirmesidir.

Çukurova mutfak kültürü özelliklerini taşıyan Kozan mutfağında zengin yemek çeşitleri dikkatleri çekmektedir Yöre yemeklerinde un, bulgur, et, sebze ve baharatlar bol miktarda kullanılır Kuşbaşı ve kıyma ile yapılan Adana kebabı, Çukurova’nın her yerinde olduğu gibi,

Kozan’da da çok ünlüdür Bunun yanında bol yeşil ilk ve salata da yenir Ayrıca ayran ve şalgam suyu da içilir

İlçenin zengin mutfak kültürünün bir parçası olan çorbalardan şunları sayabiliriz: Börek çorbası, mercimek çorbası, bulgur çorbası, tarhana çorbası, pirinç çorbası, şehriye çorbası, lepe, un çorba sı, süt çorbası, yüzük çorbası.

Yöre mutfağının en meşhur yemeklerinden biri de içli köftedir Pilavlardan ise, bulgur pilavını, pirinç pilavını, dövme pilavını ve sebze pilavını sayabiliriz.

Kozan’da çok çeşitli börek, çörek ve tatlı çeşitleri yapılabildiği gibi, sebze ve meyvelerin bolca yetiştiğinden çok sayıda salata türleri de yapılabilmektedir

Tem 012009
 

Uykuların kaçar geceleri, bir türlü sabah olmayı bilmez.
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya,
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık.
Girmez pencerelerden beklediğin o aydınlık.
Onun unutamadığın hayali,
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine dolar içine.
Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu.
Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin.
Gün gelir de sesini bir kerecik duyabilmek için,
Vurursun başını soğuk taş duvarlara.
Büyür gitgide incinmişliğin kırılmışlığın.
Duyarsın,
Ta derinden acısını, çaresiz kalmışlığın.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin.
Niçin yaratıldığını.
Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini.
Uzun uzun seyredersin aynalarda güzelliğini.
Boşuna geçip giden günlerine yanarsın.
Dolar gözlerin, için burkulur.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların.
Sevilen gözlerin erişilmezliğini.
O hiç beklenmeyen saat geldi mi?
Düşer saçların önüne, ama bembeyaz.
Uzanır, gökyüzüne ellerin.
Ama çaresiz,
Ama yorgun,
Ama bitkin.
Bir zaman geçmiş günlerin hayaline dalarsın.
Sonra dizilir birbiri ardına gerçekler, acı.
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın.

Bir gün anlarsın hayal kurmayı;
Beklemeyi, ümit etmeyi.
Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir
Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi.
Lanet edersin yaşadığına…
Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın.
O zaman bir çiçek büyür kabrimde, kendiliğinden.
Seni sevdiğimi işte o gün anlarsın.

Ümit Yaşar Oğuzcan

Haz 272009
 

Uyumak istiyorum anne,
Ört geceyi üstüme,
Tüm ışıklar kapansın,
Bir tek yıldızlar açık kalsın.
Uyumak istiyorum anne,
Huzur yanıma uzansın,
Tüm renkleriyle gelsin bahar,
Tüm serinliğiyle essin rüzgar,
Uyumak istiyorum, söyle gitsin
Dolabımdaki canavar.
Uyumak istiyorum anne,
Nefes almak bile yük bana,
Üzerimde bir halsizlik var.
Ne kısa bir mola,
Ne de uzun bir kaçamak,
Uyumak istiyorum anne,
Uyumak bir daha uyanmamak.

Haz 162009
 

Ve gözlerin kapanır,
Derin mi derin bir nefes verirsin bu kez.
Ya can çekişir, çırpınır.
Ya da gülümsersin son kez.
Gerisini kimse bilmez,
Derin bir karanlık ve korkular,
Yolunu bulmaya yetmez,
Dedenin çizdiği bilişsel haritalar.

Haz 142009
 

Ben seni nasıl sevdim, bilmiyorum.
Belki gökyüzü çok maviydi o gün,
Beyaz bulutlar düğüm düğüm,
Ben seni nasıl gördüm bilmiyorum,
Belki güneş, belki melekti gördüğüm.

Nihilist bir ıslık vardı dudaklarımda,
Ömer hayyamcılık oynuyordum,
Aşkı bir kenara at da,
Buram buram isyan kaynıyordum.

Ben seni nasıl buldum bilmiyorum,
Beynimde binlerce karışık insan yüzü,
Hepsi aynıydı, hepsi sıradan.
Birbirine benziyordu, tersi düzü.
Sonra sen çıktın, aradan.

Sırtımda geçmiş aşklardan kalma bir kambur,
Ve senin etrafında dönen bir kasırga.
Kolaysa kurtul bu aşktan,
Ya da kolaysa durdur.

Ben sana nasıl kandım, bilmiyorum.
Belki gözlerindeki göktü,
Belki gökteki yıldız kanıma giren,
Bükülmez derdim bu kalbin bileği,
Üzerime devrildi birden,
Sahte cennetinin direği.